Araştırmalar deprem olmadan önce hayvanların bunu hissedebildiğini ortaya koydu
Araştırmalar daha deprem olmadan birkaç gün önceden hayvanların bunu hissedebildiğini ortaya koydu. Veteriner İç Hastalıklar ve Psikoloji Uzmanı Prof. Dr. H. Tamer Dodurka, “Hayvan davranışlarını izleyerek depremin tam olarak zamanını anlamak mümkün değildir. Ama, depremin yaklaşmasına dair sinyalleri alabilmek mümkündür” dedi.
Yapılan bilimsel çalışmalar ile algılama kapasitesi insandan çok fazla olan hayvanların depremin ürettiği elektromanyetik alanı daha deprem olmadan birkaç gün önceden irkilttiği bilinen bir gerçek. 1996 yılında Osaka Üniversitesi Yer ve Uzay Bilimleri laboratuvarında yapılan bir deneyde suni olarak oluşturulan elektromanyetik bir alana alınmış hayvanların tepkileri incelendiğinde panik halinde kaçışları ve huzursuzlukları, hayvanların depremi önceden hissettiğini kanıtlamıştır. Bu noktada tarih boyunca araştırmacıların da ilgisini çeken ‘hayvanların tepkisi depremin habercisi olabilir mi?’ sorusu, İstanbul’da meydana gelen 5,8 şiddetindeki depremden sonra yeniden gündeme geldi.
Yaşanan tüm büyük depremlerin hepsinde, hayvanlarda deprem oluşmadan birkaç gün evvelinde başlayan garip hareketler kaydedildiğini belirten İstanbul Rumeli Üniversitesi Rektörü Veteriner İç Hastalıklar ve Psikoloji Uzmanı Prof. Dr. H. Tamer Dodurka, “İzmit ve Bolu depremleri öncesinde de binlerce insanımız hayvanlardaki bu garip davranışlara şahit oldular. 17 Ağustos depreminden sonra yapılan araştırmalarda, deprem öncesi birçok sıra dışı olaydan bahsedildi ve bunların neredeyse yarısı hayvanlarla ilgiliydi. Hangi hayvan türünün daha fazla tepki verdiği bilimsel olarak izah edilememiştir. Balık ve sürüngenlerin daha duyarlı olduğuna dair ip uçları vardır ancak en fazla köpeklerin verdiği tepkiler gündeme taşınmaktadır. Bununda muhtemel nedeni bu hayvanların yakın çevremizde olmalarıdır. Yine de bazı araştırmacılar, köpeği en duyarlı hayvanlar arasında saymaktadırlar. Böyle olunca köpeklerin verdiği tepkilerin deprem habercisi olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışmalarını gündeme getirmektedir” dedi.
KÖPEKLERİN YER ALTINDAKİ TİTREŞİMLERİ HİSSETMESİ NORMAL
Köpeklerin böyle bir durumda kendilerini nasıl hissettiklerine dair bilgiler veren Veteriner İç Hastalıklar ve Psikoloji Uzmanı Prof. Dr. H. Tamer Dodurka şunları kaydetti:
“Düşük frekanslı sesler, yer kabuğu titreşimleri, yer çekim anormallikleri, yer eğimindeki değişimler ve sismik dalgalar, deprem öncesi açığa çıkan çeşitli gazların kokuları, havadaki iyonizasyon değişimleri, özellikle elektromanyetik alan değişimleri gibi depremle alakalı doğa olaylarını gerek bizden daha gelişmiş duyu organları ve gerekse açıklanamayan diğer algılama yetenekleri ile hissedebiliyorlar. Hatta bu elektromanyetik alan değişimlerinin onları rahatsız ettiği ve huzursuzlaştırdığı ileri sürülüyor. Ancak her deprem aynı özellikleri taşımadığı için, örneğin bazı depremlerde bu elektromanyetik dalgaların yoğunluğu düşük olduğu için tepkisiz kalabiliyorlar. Çok uzak mesafelerden dahi koku alabilme yeteneğine sahip olan köpeğin, deprem sırasında veya deprem olmadan evvel toprak altında oluşan birtakım hareketler sırasında ortaya çıkan gaz veya benzeri kokuları duyması zor görünmüyor. Atalarından gelen deneyimler sayesinde, köpek böyle bir koku duyduğunda arkasından tehlike geldiğine iyice şartlanmış olabilir. Köpeklerin 20 bin – 80 bin titreşim/saniye olan sesleri rahatça duyabildiğini biliyoruz. O halde, yer altındaki titreşimler henüz insanları sarsacak boyutlara ulaşmadan, köpekler tarafından duyuluyorsa, pek şaşmamak gerekir.”
SUDA YAŞAYAN HAYVANLAR DA DEPREMİ HİSSEDİYOR
“Özellikle esas sarsıcı dalgalar oluşmadan önce yayıldığı bilinen düşük yoğunluktaki dalgaları insanların hissetmesi mümkün değil ama köpeklerin hissetmesi zor gözükmüyor” diyen Prof. Dr. H. Tamer Dodurka, “Suda yaşayan hayvanlar, sudaki kimyasal değişikliklere son derece hassas olduğu için depremi önceden kolayca hissettikleri düşünüyor” ifadelerini kullandı.
DEPREM TAHMİN MERKEZLERİNDE HAYVANLARDAN YARARLANILIYOR
Deprem tahmin merkezlerinde hayvan davranışlarından nasıl faydalanıldığına dair de bilgi veren Prof. Dr. Dodurka, “Genellikle iki yöntem kullanılıyor, birincisi mobil ağlar sayesinde doğadaki verileri ileten bir gözlemciler ağı kurmak, ikincisi ise kontrollü şartlar altında tutulan hayvanların davranışlarını izlemek... Bu çalışmalar arasında en iyi örneğe Çin’de rastlamaktayız. Çin Devleti 1970 yılından itibaren muhtemel bir depreme karşı kitlesel bir hazırlık programı başlattı. 1974 yılında deprem beklentisi iyice artması üzerine, binden fazla gözlemci, hayvan davranışları, su kaynakları, hava ve suyun ısısı, bitkiler gibi depremin muhtemel habercilerini gözlemeyle görevlendirildi. 1974 yılının aralık ayında hayvan hareketlerinde görülen anormallikler üzerine yerleşim alanları boşaltıldı ve oluşan 7.3’lük deprem sonucunda kimseye bir şey olmadı ve 10 milyon kişi, mutlak bir ölümden kurtuldular. Ancak daha sonraki depremlerde hayvanlar aynı performansı göstermediler” diye konuştu.
BENZERİ TEPKİLERİ METEOROLOJİK OLAYLARA DA VERİYORLAR
‘Bu davranışlara deprem habercisi olarak güvenebilir miyiz?’ sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Dodurka şu yanıtı verdi:
“Tek bir hayvanın tepkilerine asla güvenemeyiz. Çünkü; Depremlerin özellikleri de hayvanların depreme olan tepkileri de standart değildir, Bazı hayvanlar hiçbir depreme tepki vermeyebilir, bazıları ise bir depreme tepki verirken diğerine vermeyebilir. Gözlemler hayvan davranışı konusunda deneyimsiz ve ön yargılı kişiler tarafından yapılabilmektedir. Bu hatalı yorumlara neden olabilir. Verilen tepkiler depreme özgü olmayabilir. Yani hayvanlar benzeri tepkiyi meteorolojik olaylara da verebilmektedir.”
ZAMANI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
“Hayvan davranışlarını izleyerek depremin tam olarak zamanını anlamak mümkün değildir. Ama, depremin yaklaşmasına dair sinyalleri alabilmek mümkündür” diyen Dodurka, “Geniş bir alanda yaşayan hayvanların çoğunda, aniden ortaya çıkan ait garip davranışların deneyimli kişiler tarafından gözlenmesi ve jeofizikçilerin bu verileri deprem öncesi yaşanan diğer doğa olayları ile değerlendirmesi sonucunda deprem oluşacağına dair bulgular çoğalmış olacaktır. Henüz güvenilir bir deprem habercisi olmadığına göre bu veriler mutlaka değerlendirilmelidir” açıklamasında bulundu.
10 Ekim 2019 Perşembe
9 Ağustos 2019 Cuma
Mükemmeliyetçi yönünüzü sakinleştirmenin 9 yolu
Mükemmel diye bir şeyin mümkün olmadığını fark edince, gerçekten ilerlemeye başlıyor insan. Mükemmeliyetçiliğinizi biraz törpüleyip içinizdeki o sesi hafiften susturabilmenin yollarını konuşalım...
Çağımızın hastalığı: Her şey müthiş iyi olmalı!
Efendim, her şey hiçbir zaman aynı anda harika gitmiyor.
İnsan hayatında 'mükemmel' diye bir şey mümkünmüş gibi, tutup mükemmeliyetçilik denilen şu kayayı sırtladık.
Ne taşımak mümkün, ne yerine bırakabilmek...
Peki içimizdeki şu mükemmeliyetçi, despot benliğimizi biraz olsun susturabilmek mümkün mü? Biraz araştırınca birkaç yöntem çıkıyor ortaya.
1. Doğruya değil öğrenmeye odaklanın
İnsanın 'insanlık faktörüne' ihtiyacı var. Her şeyi mükemmel yaparsanız o 'insanlık faktörü' denilen şeyden uzaklaşırsınız. 'Harika' olmayı ve harika yapmayı hayal etmek, gerçekçi olmayan beklentileri de ortaya çıkarır. Öte yandan, bireysel olarak yapabileceklerimizi grup olarak yapabileceklerimizden üstün tutuyoruz. Tek başınıza değil, birlikte ve öğrenerek yapmayı deneyin.
2. Net bir bitirme zamanı belirleyin
Her işin bir son tarihi olmalı ve o tarihe bağlı kalınmalı. Böylece, teslim tarihinden önce milyonlarca kez elinizdeki işi inceleyip elini yüzünü düzeltmeye çalışırken iyice bozmazsınız. X tarihte teslim etmeyi düşündüğünüz bir iş için X'ten bir gün önceyi hesaba katmayın.
3. Korkularınızla yüzleşin
Bir işin kötü olmasıyla ilgili korku duyuyorsanız, o korkunuzla yüzleşin. Bu korkuyu ne yabana atın, ne de saklamaya çalışın.
4. Ayaklarınızı yerde tutacak birini bulun
Hatalarınızı, yanlışlarınızı, iyi ve kötü yanlarınızı size söyleyecek ve ayaklarınızın yerde durmasını sağlayacak birini bulun. Bu kişi, sizin için gerçeklikten kopmamanın yolu olacak.
5. Mükemmeliyetçiliğinizi kabullenin
Onunla mücadele etmek yerine, mükemmeliyetçiliğinizi kabullenip onu sahiplenerek yolunuza devam edin. Onu ötekileştirmenin kimseye pek de bir yararı yok.
6. Elinizdekinin kıymetini bilin
Yaptığınız işin kıymetini bilin. Onu olduğundan daha kötü görmeye ya da göstermeye çalışmayın. Beynimiz zaten sürekli 'daha iyisinin mümkün olduğunu' bize söylemeye çalışır. Fakat o ana kadar harcadığınız emeği ve zamanı göz önünde bulundurarak yaptığınız işin kıymetini bilmelisiniz.
7. Küçük galibiyetlerin gücü
Kendinize küçük hedefler belirleyip onlara ulaşarak ilerleyin. Bu küçük hedefler gerçekçi olacak, siz onlara ulaştıkça daha çok çalışmaya teşvik olacaksınız ve böylece daha çok işi bitirebileceksiniz.
8. İleriye bakın
Başkalarının beklentileri ve sizi bekleyen diğer işler, yükünüzü artırır. Bu yüzden ânı yaşamaya çalışın. Her projeye kendi zamanını ayırın.
9. Sınırları iyi belirleyin
İşi ertelemenize neden olan şey her neyse, onunla ilişkinizi sınırlı tutun. Böylece işler zamanında yetişecek.
(Milliyet)
Çağımızın hastalığı: Her şey müthiş iyi olmalı!
Efendim, her şey hiçbir zaman aynı anda harika gitmiyor.
İnsan hayatında 'mükemmel' diye bir şey mümkünmüş gibi, tutup mükemmeliyetçilik denilen şu kayayı sırtladık.
Ne taşımak mümkün, ne yerine bırakabilmek...
Peki içimizdeki şu mükemmeliyetçi, despot benliğimizi biraz olsun susturabilmek mümkün mü? Biraz araştırınca birkaç yöntem çıkıyor ortaya.
1. Doğruya değil öğrenmeye odaklanın
İnsanın 'insanlık faktörüne' ihtiyacı var. Her şeyi mükemmel yaparsanız o 'insanlık faktörü' denilen şeyden uzaklaşırsınız. 'Harika' olmayı ve harika yapmayı hayal etmek, gerçekçi olmayan beklentileri de ortaya çıkarır. Öte yandan, bireysel olarak yapabileceklerimizi grup olarak yapabileceklerimizden üstün tutuyoruz. Tek başınıza değil, birlikte ve öğrenerek yapmayı deneyin.
2. Net bir bitirme zamanı belirleyin
Her işin bir son tarihi olmalı ve o tarihe bağlı kalınmalı. Böylece, teslim tarihinden önce milyonlarca kez elinizdeki işi inceleyip elini yüzünü düzeltmeye çalışırken iyice bozmazsınız. X tarihte teslim etmeyi düşündüğünüz bir iş için X'ten bir gün önceyi hesaba katmayın.
3. Korkularınızla yüzleşin
Bir işin kötü olmasıyla ilgili korku duyuyorsanız, o korkunuzla yüzleşin. Bu korkuyu ne yabana atın, ne de saklamaya çalışın.
4. Ayaklarınızı yerde tutacak birini bulun
Hatalarınızı, yanlışlarınızı, iyi ve kötü yanlarınızı size söyleyecek ve ayaklarınızın yerde durmasını sağlayacak birini bulun. Bu kişi, sizin için gerçeklikten kopmamanın yolu olacak.
5. Mükemmeliyetçiliğinizi kabullenin
Onunla mücadele etmek yerine, mükemmeliyetçiliğinizi kabullenip onu sahiplenerek yolunuza devam edin. Onu ötekileştirmenin kimseye pek de bir yararı yok.
6. Elinizdekinin kıymetini bilin
Yaptığınız işin kıymetini bilin. Onu olduğundan daha kötü görmeye ya da göstermeye çalışmayın. Beynimiz zaten sürekli 'daha iyisinin mümkün olduğunu' bize söylemeye çalışır. Fakat o ana kadar harcadığınız emeği ve zamanı göz önünde bulundurarak yaptığınız işin kıymetini bilmelisiniz.
7. Küçük galibiyetlerin gücü
Kendinize küçük hedefler belirleyip onlara ulaşarak ilerleyin. Bu küçük hedefler gerçekçi olacak, siz onlara ulaştıkça daha çok çalışmaya teşvik olacaksınız ve böylece daha çok işi bitirebileceksiniz.
8. İleriye bakın
Başkalarının beklentileri ve sizi bekleyen diğer işler, yükünüzü artırır. Bu yüzden ânı yaşamaya çalışın. Her projeye kendi zamanını ayırın.
9. Sınırları iyi belirleyin
İşi ertelemenize neden olan şey her neyse, onunla ilişkinizi sınırlı tutun. Böylece işler zamanında yetişecek.
(Milliyet)
21 Ocak 2019 Pazartesi
Mutluluğun formülü; evli, çocuklu ve iş sahibi olmak
"Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, Türk halkının yarısı kendini mutlu hissederken, mutluluğun formülünü "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi olmak" olarak açıklıyor
Türk halkı mutluluğu "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi" olmaya bağlıyor. Halkın yarısının kendini mutlu hissettiği Türkiye'de, gençlerde "aşk", kadınlarda "sağlık", erkeklerde "iş ve para" daha fazla ön plana çıkıyor.
CURIOCITY Araştırma ve Danışmanlık Şirketinin "Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, Türk halkının yarısı kendini mutlu hissederken, mutluluk formülünü "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi olmak." olarak açıklıyor.
Yaş ilerledikçe mutluluk için "sağlık" öne çıkarken, Türkiye'de erkekler kadınlara göre daha mutsuz olduğunu söylüyor. Türk insanı genç yaşlarda mutluluğu aşka bağlarken, 35 yaşından sonra ise mutluluğun aşkla bağlantısı neredeyse kalmıyor.
Erkekler ve gençler para eksikliğini daha fazla hissederken, mutluluğun kaynağının sağlık olduğunu düşünen kadınların oranı erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunuyor.
En mutlu, 25-39 yaş arasındakiler
"Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, halkın yarısı kendini "mutlu" hissederken, yüzde 40'ı "ne mutlu ne mutsuz bir hayatım var." diyor. Yüzde 9'luk kesim "mutsuz" olduğunu ifade ederken, yaş ilerledikçe "mutluluğun temelinde sağlık vardır." diyenlerin oranı yüzde 70'lere kadar çıkıyor.
15 yaş üstü bin 500 kişiyle yapılan araştırma, kadınlar ve erkeklerin neredeyse eşit derecede mutlu hissettiğini gösterirken, erkekler arasında mutsuzluk kadınlara göre 2 puan fazla seviyede bulunuyor.
18-19 yaşındaki gençler arasında kendisini mutsuz olarak tanımlayanlar yüzde 12'de kalırken "ne mutlu ne de mutsuz" tanımlayanlar 20-24 yaş arası gençlerde yüzde 46 olarak öne çıkıyor. Mutlu olduğunu söyleyenlerin en yüksek olduğu yaş aralığı ise yüzde 55 ile 25-39 arası.
Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56
Araştırma, evli ve çocuk sahibi olmanın da insanlara kendini mutlu hissettirdiğini gösteriyor.
Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56'ya ulaşırken, bu oran çocuk yok ise yüzde 50'de kalıyor, bekarlarda ise mutluluk oranı yüzde 46'ya geriliyor.
İş sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenlerin oranı yüzde 52'ye çıkıyor, çalışmayanlar arasında "ne mutluyum ne mutsuzum" diyenler yüzde 44 seviyesinde bulunuyor.
Büyük şehirlerde yaşayanlar daha mutsuz
Büyük şehirlerde yaşayanların daha mutsuz olduğunu gösteren araştırmada, mutlu olduğunu söyleyenler İstanbul'da yüzde 44, İzmir'de yüzde 40 ve Ankara'da yüzde 35'e geriliyor.
Araştırmaya göre kadınlar yüzde 55'lik bir yüzdeyle sağlığın mutluluğun temeli olduğuna erkeklerden daha fazla inanıyor. Erkekler ise önce sağlık deseler de "iş var ise mutluyum" tanımında kadınlardan yüzde 7 ile daha önde bulunuyor.
"Sağlık mutluluğun kaynağı" tanımı 15-19 yaş grubunda yüzde 35 seviyesindeyken, 20-29 yaş arasında yüzde 43'e yükseliyor. 30-44 yaş grubunda bu oran yüzde 60'a ilerlerken, 50-55 yaş grubunda yüzde 70'e çıkıyor.
Evli ve çocuk sahibi olunca, sağlığı mutluluğun nedeni görenler yüzde 63'e ulaşırken, orta alt ve alt sınıflarda mutluluğu sağlıkla tanımlayanlar yüzde 65'e yükseliyor.
"35 yaşından sonra aşkın mutluluk içindeki payı yüzde 5"
18-19 yaşlarında mutluluğun nedeni olarak aşk diyenler yüzde 20 olurken, yaş 34'e yükseldikçe bu oran yüzde 15'e geriliyor. 35 yaşından itibaren ise aşkın mutluluk tanımı içindeki payı yüzde 5'te kalıyor.
İş, en fazla 40-44 yaş grubunda mutluluğu etkileyici bir faktör halini alırken, bunu söyleyenlerin oranı yüzde 10'a ulaşıyor. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 15'i "hayatımda her şey tamam" derken, para ve başarı, 15-19 yaşlarındaki gençler için mutluluğa kavuşmada önemli.
15-17 yaş grubunda yüzde 25, 18-19 grubunda yüzde 20'lik bir kesim için para da başarı da aynı oranda mutluluk kaynağı olurken, beş kişiden ikisi en fazla paranın eksikliğini hissettiğini söylüyor.
Erkeklerde yüzde 41 ve 18-19 gençler arasında yüzde 44 ile paranın eksikliği daha fazla hissediliyor.(AA/Eda Topçu)
Türk halkı mutluluğu "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi" olmaya bağlıyor. Halkın yarısının kendini mutlu hissettiği Türkiye'de, gençlerde "aşk", kadınlarda "sağlık", erkeklerde "iş ve para" daha fazla ön plana çıkıyor.
CURIOCITY Araştırma ve Danışmanlık Şirketinin "Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, Türk halkının yarısı kendini mutlu hissederken, mutluluk formülünü "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi olmak." olarak açıklıyor.
Yaş ilerledikçe mutluluk için "sağlık" öne çıkarken, Türkiye'de erkekler kadınlara göre daha mutsuz olduğunu söylüyor. Türk insanı genç yaşlarda mutluluğu aşka bağlarken, 35 yaşından sonra ise mutluluğun aşkla bağlantısı neredeyse kalmıyor.
Erkekler ve gençler para eksikliğini daha fazla hissederken, mutluluğun kaynağının sağlık olduğunu düşünen kadınların oranı erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunuyor.
En mutlu, 25-39 yaş arasındakiler
"Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, halkın yarısı kendini "mutlu" hissederken, yüzde 40'ı "ne mutlu ne mutsuz bir hayatım var." diyor. Yüzde 9'luk kesim "mutsuz" olduğunu ifade ederken, yaş ilerledikçe "mutluluğun temelinde sağlık vardır." diyenlerin oranı yüzde 70'lere kadar çıkıyor.
15 yaş üstü bin 500 kişiyle yapılan araştırma, kadınlar ve erkeklerin neredeyse eşit derecede mutlu hissettiğini gösterirken, erkekler arasında mutsuzluk kadınlara göre 2 puan fazla seviyede bulunuyor.
18-19 yaşındaki gençler arasında kendisini mutsuz olarak tanımlayanlar yüzde 12'de kalırken "ne mutlu ne de mutsuz" tanımlayanlar 20-24 yaş arası gençlerde yüzde 46 olarak öne çıkıyor. Mutlu olduğunu söyleyenlerin en yüksek olduğu yaş aralığı ise yüzde 55 ile 25-39 arası.
Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56
Araştırma, evli ve çocuk sahibi olmanın da insanlara kendini mutlu hissettirdiğini gösteriyor.
Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56'ya ulaşırken, bu oran çocuk yok ise yüzde 50'de kalıyor, bekarlarda ise mutluluk oranı yüzde 46'ya geriliyor.
İş sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenlerin oranı yüzde 52'ye çıkıyor, çalışmayanlar arasında "ne mutluyum ne mutsuzum" diyenler yüzde 44 seviyesinde bulunuyor.
Büyük şehirlerde yaşayanlar daha mutsuz
Büyük şehirlerde yaşayanların daha mutsuz olduğunu gösteren araştırmada, mutlu olduğunu söyleyenler İstanbul'da yüzde 44, İzmir'de yüzde 40 ve Ankara'da yüzde 35'e geriliyor.
Araştırmaya göre kadınlar yüzde 55'lik bir yüzdeyle sağlığın mutluluğun temeli olduğuna erkeklerden daha fazla inanıyor. Erkekler ise önce sağlık deseler de "iş var ise mutluyum" tanımında kadınlardan yüzde 7 ile daha önde bulunuyor.
"Sağlık mutluluğun kaynağı" tanımı 15-19 yaş grubunda yüzde 35 seviyesindeyken, 20-29 yaş arasında yüzde 43'e yükseliyor. 30-44 yaş grubunda bu oran yüzde 60'a ilerlerken, 50-55 yaş grubunda yüzde 70'e çıkıyor.
Evli ve çocuk sahibi olunca, sağlığı mutluluğun nedeni görenler yüzde 63'e ulaşırken, orta alt ve alt sınıflarda mutluluğu sağlıkla tanımlayanlar yüzde 65'e yükseliyor.
"35 yaşından sonra aşkın mutluluk içindeki payı yüzde 5"
18-19 yaşlarında mutluluğun nedeni olarak aşk diyenler yüzde 20 olurken, yaş 34'e yükseldikçe bu oran yüzde 15'e geriliyor. 35 yaşından itibaren ise aşkın mutluluk tanımı içindeki payı yüzde 5'te kalıyor.
İş, en fazla 40-44 yaş grubunda mutluluğu etkileyici bir faktör halini alırken, bunu söyleyenlerin oranı yüzde 10'a ulaşıyor. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 15'i "hayatımda her şey tamam" derken, para ve başarı, 15-19 yaşlarındaki gençler için mutluluğa kavuşmada önemli.
15-17 yaş grubunda yüzde 25, 18-19 grubunda yüzde 20'lik bir kesim için para da başarı da aynı oranda mutluluk kaynağı olurken, beş kişiden ikisi en fazla paranın eksikliğini hissettiğini söylüyor.
Erkeklerde yüzde 41 ve 18-19 gençler arasında yüzde 44 ile paranın eksikliği daha fazla hissediliyor.(AA/Eda Topçu)
12 Ocak 2019 Cumartesi
Bahis çılgınlığı intihara sürüklüyor
İngiltere'de yapılan araştırma, gençlerin artık bahis oynamadıkları maçları izlemediklerini ortaya çıkarırken, maddi kayıpların intiharlara yol açtığı saptandı.
Premier Lig'de dokuz kulüp, Championship'te ise 24 takımın 17 tanesinin göğüs reklamı sponsoru bahis şirketleri. Ve İngiltere'de şimdi bunun yasaklanması gündemde. Bath Üniversitesi'nden Dr. Darragh McGee'nin yaptığı araştırmada, özellikle gençlerin bahis bağımlısı haline geldiğini ortaya çıkardı. İki yıl boyunca 18-35 yaş arası iki grup üzerinde araştırma yapan Dr. McGee'nin elde ettiği bulgulara göre gençler artık birden fazla bahis oynamadılarsa maç bile izlemiyorlar ve bir çoğunun neredeyse 25 tane bahis şirketinde hesabı var. Futbol sohbetleri de yerini bahis konuşmalarına bıraktı.
ALKOLDEN DAHA TEHLİKELİ
Bunun en büyük sebeplerinden biri bahis şirketlerinin verdiği promosyonlar ve akıllı telefonlardaki uygulamalar. 40'tan fazla hesabı olduğunu söyleyen bir kişi, "Korner sayısı, sarı kartlar, hepsine oynuyorum" derken, bir başkası da iki arkadaşının bahis kayıpları yüzünden intihar ettiğini söyledi. Bir denek de bu alışkanlığın uyuşturucu ve alkolden daha kötü olduğunu ifade etti.
RAKAMLAR KORKUNÇ
Araştırmaya göre İngiltere'de Nisan 2017 ile Mart 2018 arasında bahislerde tam 14.4 milyar sterlin kaybedildi. Bu rakam bir önceki yıl 13.8 milyar sterlin idi... 14.4 milyar sterlinin 5.3 milyarlık kısmı canlı bahislerde oynandı. Bu istatistikte de bir önceki yıla göre yüzde 12.8'lik bir artış olduğu açıklandı.
(Sabah)
Premier Lig'de dokuz kulüp, Championship'te ise 24 takımın 17 tanesinin göğüs reklamı sponsoru bahis şirketleri. Ve İngiltere'de şimdi bunun yasaklanması gündemde. Bath Üniversitesi'nden Dr. Darragh McGee'nin yaptığı araştırmada, özellikle gençlerin bahis bağımlısı haline geldiğini ortaya çıkardı. İki yıl boyunca 18-35 yaş arası iki grup üzerinde araştırma yapan Dr. McGee'nin elde ettiği bulgulara göre gençler artık birden fazla bahis oynamadılarsa maç bile izlemiyorlar ve bir çoğunun neredeyse 25 tane bahis şirketinde hesabı var. Futbol sohbetleri de yerini bahis konuşmalarına bıraktı.
ALKOLDEN DAHA TEHLİKELİ
Bunun en büyük sebeplerinden biri bahis şirketlerinin verdiği promosyonlar ve akıllı telefonlardaki uygulamalar. 40'tan fazla hesabı olduğunu söyleyen bir kişi, "Korner sayısı, sarı kartlar, hepsine oynuyorum" derken, bir başkası da iki arkadaşının bahis kayıpları yüzünden intihar ettiğini söyledi. Bir denek de bu alışkanlığın uyuşturucu ve alkolden daha kötü olduğunu ifade etti.
RAKAMLAR KORKUNÇ
Araştırmaya göre İngiltere'de Nisan 2017 ile Mart 2018 arasında bahislerde tam 14.4 milyar sterlin kaybedildi. Bu rakam bir önceki yıl 13.8 milyar sterlin idi... 14.4 milyar sterlinin 5.3 milyarlık kısmı canlı bahislerde oynandı. Bu istatistikte de bir önceki yıla göre yüzde 12.8'lik bir artış olduğu açıklandı.
(Sabah)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)