31 Ocak 2018 Çarşamba

Hacı aday sayısı 2 milyonu aştı

Türkiye'den hacca gitmek isteyen ve bu yıl ilk kez kayıt yaptıran 316 bin 857 kişiyle toplam hacı adayı sayısı 2 milyonu aştı.
Türkiye'den hacca gitmek için bu yıl 316 bin 857 kişi yeni kayıt yaptırdı. Daha önce başvuranlarla birlikte hac görevini yapmak isteyenlerin sayısı 2 milyonu aştı. Hac görevini yerine getirmek isteyen 316 bin 857 kişi bu yıl ilk kez kayıt yaptırdı.

Daha önce kayıt yaptıran, kayıtlarını bu yıl da yenilemesi beklenen 1 milyon 804 bin 110 hacı adayına bu yıl 316 bin 857 kişinin eklenmesiyle, hacı adayı sayısı 2 milyonu aştı.

Sonuçlar Başkanlığın sitesinden sorgulanabilecek
Toplam 2 milyon 120 bin 967 kişinin katılacağı bu yılki hac kurası, yarın saat 11.00'de Diyanet İşleri Başkanlığı konferans salonunda, bilgisayar ortamında, basın ve kamuoyuna açık yapılacak.

Kura, hacı adaylarının kayıt yaptırdığı iller bazında, "normal, müstakil odalı ve otel" konaklama türlerinde çekilecek. Asıl ve yedek tasnifinin yapılmayacağı kurada, Diyanet ve acente ayrımına da gidilmeyecek.

Umrede görev almayan kişiler görevlendirilmeyecek
Öte yandan bu yıl da hacı adaylarına, umre ya da hac döneminde görev yapan kişiler arasından seçilecek din görevlileri rehberlik edecek.

Diyanet İşleri Başkanlığı, umre ya da hac döneminde hizmet etmeyen kişileri hacda görevlendirmeyecek.

Hac kesin kayıtları
Hac kesin kayıtları, 5-16 Şubat'ta, her ilde ve her bir hac konaklama türünde yapılacak.

Belirlenen kayıt süresi içerisinde kesin kayıt yaptırmayanların yerine, hac konaklama türlerine göre kura sırası gözetilerek 22 Şubat-2 Mart'ta dağıtılan kontenjanlar çerçevesinde kayıtlar alınacak.

İlk hac kafilesinin 17 Temmuz'da, son hac kafilesinin 15 Ağustos'ta gideceği kutsal topraklardan dönüşler, 25 Ağustos-20 Eylül'de gerçekleşecek.   


Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/haci-aday-sayisi-2-milyonu-asti/1273311


27 Ocak 2018 Cumartesi

Bulunan eşyayı kullanma suçu!

İlla ki hayatımızda bir şeyle kaybetmişiz, bir şeyler bulmuşuzdur. Bulunan şeylerin değeri yüksek ise ve bulan da bunları kullanmadan yetkili makamlara, sahibine teslim etmişse, haberlere bile konu olur. Öyle ya, aslında herkeste olması gereken başkasına ait olanından yararlanmama ahlakı, 220 - 300 bin TL değerinde nakit para, altın bulunca, kayboluyor gidiyor. Adam değerli bir eşya veya para buluyor, bu sefer ahlaki değerini kaybediyor.

Aslında ahlaki yönü bir tarafa, sahibine iade etmeksizin ya da yetkili mercileri haberdar etmeksizin bulunan eşyayı, eşyanın sahibi gibi kullanmak Türk Ceza Kanunu’nda da özel bir suç olarak düzenlenmiş.

Örnek bir olayda, kuaföre giden müşteri cep telefonunu orada unutup gider. Nerede unuttuğunu hatırlayamaz. Tüm çabalarına rağmen bulamaz. Çalınmış olacağını düşünerek savcılığa şikâyet dilekçesi verir. Yapılan teknik takip sonucu, telefonu gitmiş olduğu kuafördeki bir çalışanın kullandığı tespit edilir. Dava açılır. Kuaför çalışanı, cep telefonunu sahipsiz olarak bulduğunu ve çevreden araştırmasına rağmen sahibini bulamayınca kullanmaya başladığını söyler.

Hesaba yanlış para gelirse

Oysa herkesin bulduğu eşyayı, sahibine iade etmesi, sahibini bulamıyorsa yetkili mercilere teslim etme, bulduğu eşya kendisine aitmiş gibi kullanmama görevi ve yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde, TCK’nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu işlemiş olur.

Aman dikkat, değeri düşük de olsa bir eşya bulursanız, onu kullanmayın, sahibini bulamıyorsanız yetkili mercilere teslim edin, aksi takdirde durup dururken, farkına varmadan suç işlemiş olmayın.

Aklınıza, banka hesabıma yanlışlıkla gelen parayı, “Mali sıkıntıdaydım, o an çok ihtiyacım vardı, sahibine iade etmedim, kullandım, suç işlemiş olur muyum?” sorusu gelebilir! Size bir karşı soruyla cevap vereyim: Birisinin, evinizde, iş yerinizde unuttuğu için bulduğunuz eşya ile hesabınızda başkasına ait olan bir parayı bulmanız arasında bir fark var mıdır?

Haftaya görüşmek dileğiyle, adil ve hakkaniyetli günler dilerim!

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139

Bir ay evliliğe ömür boyu nafaka adil mi?

Milliyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Ulusoy bugünkü yazısında boşanma ve nafaka konusuna ilginç bir noktadan yaklaşmış. İşte o yazı...
Boşanmada hangi taraf daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecek ise ona nafaka bağlanabilir. Yoksulluk nafakası süresiz olabilir. 1 ay evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesi adil mi, bir bakalım

Aile, Türk toplumunun temelidir. Türk toplumunda aile çok önemlidir. Öyle ki kişiliğimize bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerimiz, ailemize karşı ödev ve sorumluluklarımızı da kapsar. Anayasamızın 12’nci maddesi öyle diyor.
Anayasa’ya göre aile eşler arasında eşitliğe dayanır. Ancak bu eşitlik, evlilik sona erince ortadan kalkar ve dayanışmaya dönüşür. Boşanma sonunda karı veya kocadan birisi yoksulluğa düşecek ise, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Buna hukuk dilinde “yoksulluk nafakası” deriz. Tabii, “yoksulluk nafakası”nın bir şartı nafaka talep eden karı veya kocanın, boşanmada diğer taraftan daha kusurlu olmaması. Hangi taraf boşanmada daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecekse, ona mahkeme kararıyla nafaka bağlanabilir.

Sorun nerede başlıyor?

Buraya kadar sorun yok. Ama Türk Medeni Kanunu madde 175, yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebileceğini öngörüyor. İşte sorun burada başlıyor. Düşünün, karı koca 25-30 yaşlarında evlenmişler, 1-2 yıl evli kalmışlar. Çeşitli sebeplerle evlilik yürümemiş ve mahkeme boşanmalarına karar vermiş. Daha az kusurlu olan ve boşanmayla yoksulluğa düşen taraf istediği için, mahkeme süresiz nafakaya hükmetmiş.

Şimdi soralım, bir kişi boşanmada daha çok kusurlu olsa ve boşandıktan sonra eşi “yoksulluğa düşeceği” için ömür boyu eşine nafaka ödemesi adil midir?

Belirli bir yaştan sonra kalan ömrü boyunca emekli maaşı hak etmek için en az 20 - 25 yıl çalışmak zorunda insanlar. Ama birkaç ay, birkaç yıl evli kaldıktan sonra boşanma olursa, emekli yaşını doldurma gibi bir süre dahi beklemeden, ömrün kalan kısmı yoksulluk nafakası ödenmesi bence adil de değil, hakkaniyete de aykırı.

İştirak nafakası süreli

Hatta daha da ilerisi, boşandıktan sonra dahi anne-babalık bağı devam eden çocuğa belirli bir süre iştirak nafakası ödenirken, karı koca ilişkisi, aile ilişkisi sona ermiş eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödenmesi sizce ne kadar doğru?

Mağduru koruyalım derken başka mağdur yaratmayalım

1-2 yıl evli kalmış bir kişi, ömür boyu “yoksulluk nafakası” bağlansa da mesleğini icra etmeyi ve hayatını çalışarak kendi emeğiyle kazanmayı tercih etmeli ve buna teşvik edilmeli. Eğer bir mesleği yoksa, bir meslek edinmek için kendisine belirli bir süre verilmeli.

Kısaca Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesindeki süresiz nafaka hususu, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan ve daha az kusurlu olan tarafa süresiz nafaka ödenerek, onu çalışmayan, üretmeyen bir birey olmaya, ömrünün kalan kısmını birkaç yıl evli kaldığı eşinden ömür boyu alacağı nafakayla geçirmeye teşvik etmektedir.

Ve böylece kanaatimce nafaka bağlanan eş boşanmada daha az kusurlu olmasına rağmen, boşandıktan sonra çalışmayarak, bir meslek edinmeyerek topluma karşı daha kusurlu hale gelmektedir.

Boşanan eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödemek zorunda kalan, nafakayı ödeyemediği için mağdur olan, hapis cezasına mahkûm olan binlerce mağdur vardır. Biz bazen bir mağduru koruyalım derken, kantarın topunu fazla kaçırıp, mağdur olanın kendi mağdurlarını yaratmayı başarma, mağdur olan ile mağdur edeni yer değiştirme yeteneğine sahibiz.

Hani ille de bu kuralı aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nun orijinal hükmünün aynısını alalım demiyoruz, ama üreten, bireylerin eşitliği ilkesine dayalı toplumlarda olduğu gibi, kendi toplumsal ve sosyal koşullarımıza göre milli ve yerli olguları dikkate alarak, TMK madde 175 hükmünü değiştirerek süreli yoksulluk nafakasının ve koşullarının yasaya bağlanması birçok mağduriyeti giderecektir.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139

25 Ocak 2018 Perşembe

Hacı adaylarının dikkatine! İşte kura tarihi

Hac kuraları, 1 Şubat 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda çekilecek
Hac ibadetini yerine getirmek isteyen hacı adayları, geçtiğimiz günlerde hac kayıtlarını tamamladı ve yapılacak olan hac kuraları için bekleyişe geçti. Yapılacak olan kura çekimiyle birlikte 2018 yılında hacca gidecek olan vatandaşlar belirlenecek.

Hac kuraları, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilecek ve çıkan isimler, hacca gitmeye hak kazanacak. Daha sonra işlemler tamamlanacak ve hacı adayları kutsal topraklar için yola çıkacak.

2018 yılı hac kuraları, 1 Şubat 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda çekilecek. Böylece 2 milyonu aşkın hacı adayı, kura çekiminde kendi adının çıkmasını bekleyecek.

2017 YILINDA 2 MİLYONU AŞKIN HACI ADAYI KURAYA KATILDI

Kutsal topraklara gidebilmek için geçtiğimiz yıl eski başvurularla birlikte toplam başvuru yapan vatandaşların sayısı 2 milyonu aşmıştı. Bu yıl bu sayının daha fazla olması bekleniyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2017 yılında Suudi yetkililerle imzaladığı protokolle birlikte ülkemizden kutsal topraklara gidecek kişi sayısı 80 bine çıkarılmıştı.


Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/haci-adaylarinin-dikkatine-iste-kura-tarihi/1271525

Milyon dolarlık ahlaksız teklif

David Beckham'ın en popüler olduğu dönemlerde, çocuklarının bakıcısına farklı firmalardan ahlaksız teklifler geldiği ortaya çıktı.
David Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde, İngiliz yıldızın çocuklarının bakıcılığını yapan Rebecca Loos, o dönemde Beckham ile seks yapması karşılığında tam bir milyon dolar önerildiğini belirtildi.

1 MİLYON DOLAR TEKLİF EDİLMİŞ

Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde şehirdeki en popüler insanlardan biri olduğunu hatırlatan Loos: ”O dönemde David’in çocuklarına bakıcılık yapıyordum. Birçok farklı insan ve kurumdan şantaj için teklif aldım. Bir milyon dolar teklif eden bile oldu.” dedi.

Loos, bu kurum veya kişilerin Beckham ile yapacaklarını videoya alma şartı koştuğunu da belirterek bu tekliflere inanamadığını belirtti. Loos, ”İnsanlar neden böyle bir şey yapar anlamıyorum, o dönem benim için çok kötü geçmişti. Anlam veremiyordum bazı şeylere.” açıklamasını yaptı.

Şimdi 40 yaşında olan Loos, yoga ve resim sanatı ile uğraşıyor.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/milyon-dolarlik-ahlaksiz-teklif/1271457

21 Ocak 2018 Pazar

İngiltere'de 'yalnızlıktan sorumlu' bir bakanlık kuruluyor

İngiltere'de başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada yalnızlıktan sorumlu bir bakanlığın kurulduğu açıklandı.

Muhafazakar Parti'den milletvekili Tracey Crouch'un yalnızlık bakanı olarak atanacağı belirtildi.

Bu projenin temellerini 2016 yılında aşırı sağcı bir kişi tarafından öldürülen İşçi Parti milletvekili Jo Cox atmıştı.

Başbakan Theresa May, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Jo Cox, ülkedeki yalnızlığın ne seviyede olduğunu anlamış ve kendini bu durumdan muzdarip olanlara yardım etmeye adamıştı" dedi.

May, yeni bakanlığın Cox'un mirasına sahip çıkarak bu konuda çalışan sivil toplum örgütleriyle beraber çalışacağını dile getirdi.

Göreve atanan bakan Crouch ise "Bu konu Jo'nun tutkuyla ilgilendiği bir meseleydi, biz de anısına sahip çıkmak ve İngiltere'de yalnızlıktan ötürü acı çeken milyonlarca kişiye yardım etmek için elimizden geleni yapacağız" dedi.

Aynı zamanda Ulusal İstatistik Ofisi'nin yalnızlığın doğru ölçümü için bir yöntem geliştireceği aktarıldı.

Sigara içmek kadar zararlı
Yalnızlığın İngiltere'de 9 milyon kişiyi etkilediği düşünülüyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, yalnızlığın günde 15 adet sigara içmek kadar kötü olduğunu ortaya koymuştu.

İngiltere'de ulusal sağlık sisteminden sorumlu olan NHS'nin bakım biriminin yöneticilerinden Prof. Jane Cummings, soğuk hava ve yalnızlığın kış aylarında öldürücü olabileceğini söyüyor.

75 yaşından büyük olan nüfusun 2 milyona tekabül eden yaklaşık yarısının yalnız yaşadığı düşünülüyor; çoğu günlerce bazen haftalarca hiçbir sosyal temas kurmadan yaşadığını belirtiyor.



Alıntı:
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261?ocid=socialflow_facebook

10 Ocak 2018 Çarşamba

Türkiye’de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmaması

İstanbul Müftüsü Yılmaz, Türkiye'de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmamasının gerçekten ciddi bir problem olduğunu söyledi
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev alan müftü ve vaizlerin yetiştirildiği Pendik Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi'ndeki "Yol Ahlakı" konulu konferansta bir konuşma yaptı. Türkiye'de cemaat ve tarikatların denetlenmediğine dikkati çeken Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Denetlenebilir olmak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en büyük avantajıdır. Bugün Türkiye’de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmaması gerçekten bir problemdir. Osmanlı döneminde devlet bu tip tarikat yapılarını denetlemeyi gündemine almıştır. Çünkü onlardan çok çekmiştir. 1402 yılında Ankara Savaşı'ndan sonra Şeyh Bedreddin vakası Osmanlı’nın başına 10-15 yıllık bir sıkıntı meydana getirmiştir. Şeyhliği şahlığa çevirmek isteyen bu zat, Osmanlı’ya bir fetret dönemi yaşatmıştır. Osmanlı, bunun farkındadır. Bu yüzden meşihat makamının içerisinde birimler kurarak, tarikatları kontrol etmek istemiştir. Diyanet’in algısı da budur."

‘MEÇHUL, GÖLGELİ KALMASI PROBLEM’

“Diyanet şeffaf bir kurumdur; hedefleri, amaçları, imkânları bellidir” diyen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti: “Bu şeffaflık ve denetlenebilirlik özelliğimizi sürdürmeliyiz. Hatta cemaatlerin de bu konuma gelmesinde ısrarcı olmalıyız. Zaten şu anda arzu edilen ve beklenen durum budur. 15 Temmuz’dan sonra yaptığımız Din İşleri Yüksek Kurulu olağanüstü toplantısında böyle bir karar alınmıştı. Türkiye’de bu yapıların denetlenmesi için Meclis-i Meşayih benzeri bir kurum kurulmalı ve bunları denetleyebilmeli. Neyi denetleyecek? Mensuplarını denetleyecek, kaç kişi bunlar? Ekonomik şeffaflığını denetleyecek. Hedefleri nelerdir bunların, onlara bakacak. Bu yapıların meçhul, gölgeli kalması problemdir.”

‘KONUŞAN BİR DİYANET OLMALIYIZ’     

Dini Terimler Sözlüğü’ndeki “buluğ” kelimesinden yola çıkarak 9-12 yaşlar arasındaki küçük kız çocuklarıyla evlenilebileceği yorumları yapılarak Diyanet camiasına yönelik olumsuz haberler çıktığını hatırlatan Yılmaz, “Diyanet olarak çok paniğe kapılmamamız gerekiyor. ‘Buluğun, namaz vb. dini vecibeler için önem arz ettiğini söyleyip, dolayısıyla burada anlatılan budur’ diyebilirdik. Onun için konuşan ama konuştuğunda da ses getiren ve yenilenen bir Diyanet olmak zorundayız. Model alan değil, model olan bir Diyanet olmak durumundayız” dedi.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/istanbul-muftusunden-tarikat-cikisi/1267220