Hac kura sonuçları Diyanet İşleri Başkanlığı resmi sitesi üzerinden açıklandı
Hac kura sonuçları Diyanet İşleri Başkanlığı resmi sitesi üzerinden erişime açıldı. Hac kura sonuçlarını sorgulamak isteyen Hacı adayları TC kimlik numarası ve anne adı ile sorgulama yapabiliyor.
HAC KURA SONUÇLARI NASIL SORGULANIYOR?
Bugün 15.00'te başlayan hac kuralarının sonuçları 23.00'da https://www.hac.gov.tr/ adresinden ilan edildi. Hacı adayları hac kura sonuçlarını TC kkimlik numaraları ve anne adı ile sorgulama yapabilecek. Ayrıca kuraya giren hacı adaylarının telefonuna sms gönderilecektir.
HAC KURA SONUÇLARINI ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYIN
KESİN KAYITLAR NE ZAMAN?
Kurada ‘Kesin Kayıt Hakkı’ elde edenler, 02-11 Ocak 2019 tarihleri arasında “Kesin Kayıt Yaptırabilir” belgesini internet ortamından veya müftülüklerden alarak kayıtlarını yaptırabilecekler.
Belirlenen süre içerisinde kesin kayıt yaptırmayanların yerine, hac konaklama türlerine göre kura sırası gözetilerek 17-25 Ocak 2019 tarihleri arasında dağıtılan kontenjanlar çerçevesinde kayıtlar alınacak.
ŞEHİT YAKINI VE GAZİLERE ÖNCELİK
Diyanet İşleri Başkanlığı, 2007-2019 yılları arasında kayıt yaptırıp daha önce hiç hacca gitmemiş şehit anne, baba, eş ve evlenmemiş çocukları ile gazi ve eşlerinden müracaat edenleri kurasız olarak hacca götürecek.
29 Aralık 2018 Cumartesi
8 Aralık 2018 Cumartesi
Ölmek üzere olanların dile getirdiği pişmanlıklar
Avustralya'da yıllar boyunca evlerinde ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra deneyimlerinden yararlanarak yazdığı kitapta insanların hayatlarının son günlerinde en çok neye pişman olduğunu listeledi.
Ware, "The Top Five Regrets of the Dying - A Life Transformed by the Dearly Departing" adlı kitabında ölüm yatağında insanların en çok pişmanlık duyduğu şeyin diğer insanlarla ilişkilerindeki ihmalkarlık olduğunu ileri sürdü.
İnsanların ölümlü olduğu gerçeğiyle yüz yüze geldiklerinde çok önemli değişimler geçirdiğini belirten Ware, ölmek üzere olan hastaların inkar, korku, öfke, pişmanlık ve sonunda kabullenme gibi aşamalardan geçtiğini söyledi. Hastalarına en çok ne için pişmanlık duyduğunu soran Ware, aldığı yanıtların temelde benzer olduğunu ve beş başlık altında toplandıklarını keşfetti:
'KEŞKE BAŞKALARININ BENDEN BEKLEDİĞİ HAYATI SÜRMEK YERİNE DÜŞLERİMİ GERÇEKLEŞTİRME CESARETİM OLSAYDI.'
Ware'e göre insanlar, yaşamlarının sona erdiğinin farkına varıp geriye döndüklerinde düşledikleri şeylerin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmediklerini görüyor ve pişman oluyor.
'KEŞKE BU KADAR ÇOK ÇALIŞMASAYDIM.'
Ware'e göre erkek hastaların büyük bir kısmı, işleri nedeniyle ailelerine ve dostlarına yeterince vakit ayıramadıkları için pişman oluyor. Ware, erkek hastaların büyük bir kısmının eğer bir şansları daha olsa dönüp çocuklarının kaçırdıkları anlarını yaşamak istediklerini gözlemledi.
'KEŞKE DUYGULARIMI DİLE GETİRMEYE CESARETİM OLSAYDI.'
Birçok insanın diğerleri ile ilişkilerini belirli bir düzeyde tutmak için duygularını bastırdığını söyleyen Ware, bastırılan duyguların insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkileri olduğunu ileri sürdü.
'KEŞKE ARKADAŞLARIMLA İLİŞKİMİ SÜRDÜRSEYDİM.'
İnsanların kendi yaşamlarına çok fazla odaklanıp arkadaşlarıyla ilişkilerini yitirdiğini ancak ölüm yatağında fark ettiğini söyleyen Ware, ölmekte olan insanların en çok eski arkadaşlarını özlediğini söyledi.
'KEŞKE KENDİME DAHA ÇOK MUTLU OLMAK İÇİN İZİN VERSEYDİM.'
Çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini söyleyen Ware, insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirtti.
Alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanların değişme korkusu yaşadığını ve daha fazla mutlu olma şansını kendi kendilerine yok ettiğini belirten Ware, ölüm yatağındaki hastalarının "Keşke daha çok gülseydim, keşke aptalca şeyler yapmaktan bu kadar korkmasaydım" diyerek pişmanlıklarını dile getirdiğini sözlerine ekledi.
Ware, "The Top Five Regrets of the Dying - A Life Transformed by the Dearly Departing" adlı kitabında ölüm yatağında insanların en çok pişmanlık duyduğu şeyin diğer insanlarla ilişkilerindeki ihmalkarlık olduğunu ileri sürdü.
İnsanların ölümlü olduğu gerçeğiyle yüz yüze geldiklerinde çok önemli değişimler geçirdiğini belirten Ware, ölmek üzere olan hastaların inkar, korku, öfke, pişmanlık ve sonunda kabullenme gibi aşamalardan geçtiğini söyledi. Hastalarına en çok ne için pişmanlık duyduğunu soran Ware, aldığı yanıtların temelde benzer olduğunu ve beş başlık altında toplandıklarını keşfetti:
'KEŞKE BAŞKALARININ BENDEN BEKLEDİĞİ HAYATI SÜRMEK YERİNE DÜŞLERİMİ GERÇEKLEŞTİRME CESARETİM OLSAYDI.'
Ware'e göre insanlar, yaşamlarının sona erdiğinin farkına varıp geriye döndüklerinde düşledikleri şeylerin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmediklerini görüyor ve pişman oluyor.
'KEŞKE BU KADAR ÇOK ÇALIŞMASAYDIM.'
Ware'e göre erkek hastaların büyük bir kısmı, işleri nedeniyle ailelerine ve dostlarına yeterince vakit ayıramadıkları için pişman oluyor. Ware, erkek hastaların büyük bir kısmının eğer bir şansları daha olsa dönüp çocuklarının kaçırdıkları anlarını yaşamak istediklerini gözlemledi.
'KEŞKE DUYGULARIMI DİLE GETİRMEYE CESARETİM OLSAYDI.'
Birçok insanın diğerleri ile ilişkilerini belirli bir düzeyde tutmak için duygularını bastırdığını söyleyen Ware, bastırılan duyguların insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkileri olduğunu ileri sürdü.
'KEŞKE ARKADAŞLARIMLA İLİŞKİMİ SÜRDÜRSEYDİM.'
İnsanların kendi yaşamlarına çok fazla odaklanıp arkadaşlarıyla ilişkilerini yitirdiğini ancak ölüm yatağında fark ettiğini söyleyen Ware, ölmekte olan insanların en çok eski arkadaşlarını özlediğini söyledi.
'KEŞKE KENDİME DAHA ÇOK MUTLU OLMAK İÇİN İZİN VERSEYDİM.'
Çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini söyleyen Ware, insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirtti.
Alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanların değişme korkusu yaşadığını ve daha fazla mutlu olma şansını kendi kendilerine yok ettiğini belirten Ware, ölüm yatağındaki hastalarının "Keşke daha çok gülseydim, keşke aptalca şeyler yapmaktan bu kadar korkmasaydım" diyerek pişmanlıklarını dile getirdiğini sözlerine ekledi.
21 Ağustos 2018 Salı
Hişttt dedin, eşini kaybettin!
Aman dikkat! Yargıtay'dan ilginç karar... Eşe böyle seslenmek boşanma nedeni sayıldı...
Eşlerin birbirlerini çağırırken “Hişttt, heyyy” diye seslenmesi, ıslık çalarak çağırması hem boşanma nedeni sayıldı, hem de bu şekilde hitap edenlerin tazminat ödemesi gerektiğine hükmedildi.
Habertürk'ten Yasemin Güneri'nin haberine göre, Konya'da yaşayan H.D. eşine karşı açtığı boşanma davasında, eşinin kendisini çağırırken ismini kullanmadığını, bunun yerine “hişt, heyy” diye çağırdığını ve bazen de ıslık çaldığını belirterek boşanma davası açtı. Mahkeme, çiftin boşanmasına karar verirken tazminat talebini reddetti.
Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay, kadına uygun miktarda manevi tazminat verilmesi gerektiğine karar vererek davayı bozdu.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, verdiği kararda şu görüşleri dile getirdi: “Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi davalı kocanın eşine kaba davrandığı, eşine ismiyle hitap etmeyip ‘hişt, hey veya ıslık çalarak’ çağırdığı anlaşılmaktadır. Kocanın gerçekleşen bu kusurları, davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.”
Eşlerin birbirlerini çağırırken “Hişttt, heyyy” diye seslenmesi, ıslık çalarak çağırması hem boşanma nedeni sayıldı, hem de bu şekilde hitap edenlerin tazminat ödemesi gerektiğine hükmedildi.
Habertürk'ten Yasemin Güneri'nin haberine göre, Konya'da yaşayan H.D. eşine karşı açtığı boşanma davasında, eşinin kendisini çağırırken ismini kullanmadığını, bunun yerine “hişt, heyy” diye çağırdığını ve bazen de ıslık çaldığını belirterek boşanma davası açtı. Mahkeme, çiftin boşanmasına karar verirken tazminat talebini reddetti.
Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay, kadına uygun miktarda manevi tazminat verilmesi gerektiğine karar vererek davayı bozdu.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, verdiği kararda şu görüşleri dile getirdi: “Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi davalı kocanın eşine kaba davrandığı, eşine ismiyle hitap etmeyip ‘hişt, hey veya ıslık çalarak’ çağırdığı anlaşılmaktadır. Kocanın gerçekleşen bu kusurları, davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.”
6 Ağustos 2018 Pazartesi
TRT Diyanet, 'Diyanet TV' olarak yayın yapacak
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş: Faaliyetlerimize 'Diyanet TV' olarak devam edeceğiz.
Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbaş, Diyanet TV'yi ziyaret ederek, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Diyanet İşler Başkanlığı ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) iş birliğiyle 2012'den beri "TRT Diyanet" adıyla televizyon yayını yaptıklarını anımsatan Erbaş, "Faaliyetlerimize 'Diyanet TV' olarak inşallah devam edeceğiz. 2012'den bugüne kadar Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun çok büyük desteğini gördük. Bundan sonra da inşallah her zaman desteklerini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfının millete hizmet ettiğine değinen Erbaş, sözlerine şöyle devam etti:
"Kur'an ve sünnet çizgisinde, milletimizi dini konularda bilgilendirme işini kanunlar Diyanet İşleri Başkanlığına vermiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı çeşitli birimleriyle bu işi yürütmektedir. İnşallah bütün arkadaşlarımız, bu televizyonda çalışan kardeşlerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları ve Türkiye Diyanet Vakfının katkılarıyla milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz."
"Diyanet TV amblemiyle devam edecek"
Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının sahih dini bilginin millete ulaştırılması için çaba sarf ettiğine işaret ederek, "Diyanet İşleri Başkanlığı televizyon ve radyolarıyla da buna büyük katkı sağlamaktadır. İnşallah bu katkıyı bugünden itibaren 'Diyanet TV' amblemiyle devam ettirecek." dedi.
Ziyarete, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Huriye Martı ve Dini Yayınlar Genel Müdürü Fatih Kurt da katıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbaş, Diyanet TV'yi ziyaret ederek, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Diyanet İşler Başkanlığı ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) iş birliğiyle 2012'den beri "TRT Diyanet" adıyla televizyon yayını yaptıklarını anımsatan Erbaş, "Faaliyetlerimize 'Diyanet TV' olarak inşallah devam edeceğiz. 2012'den bugüne kadar Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun çok büyük desteğini gördük. Bundan sonra da inşallah her zaman desteklerini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfının millete hizmet ettiğine değinen Erbaş, sözlerine şöyle devam etti:
"Kur'an ve sünnet çizgisinde, milletimizi dini konularda bilgilendirme işini kanunlar Diyanet İşleri Başkanlığına vermiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı çeşitli birimleriyle bu işi yürütmektedir. İnşallah bütün arkadaşlarımız, bu televizyonda çalışan kardeşlerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları ve Türkiye Diyanet Vakfının katkılarıyla milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz."
"Diyanet TV amblemiyle devam edecek"
Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının sahih dini bilginin millete ulaştırılması için çaba sarf ettiğine işaret ederek, "Diyanet İşleri Başkanlığı televizyon ve radyolarıyla da buna büyük katkı sağlamaktadır. İnşallah bu katkıyı bugünden itibaren 'Diyanet TV' amblemiyle devam ettirecek." dedi.
Ziyarete, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Huriye Martı ve Dini Yayınlar Genel Müdürü Fatih Kurt da katıldı.
19 Mayıs 2018 Cumartesi
Platini'den tarihi itiraf: Hile yaptık...
UEFA eski Başkanı Micheal Platini, 1998 Dünya Kupası'nda Fransa ve Brezilya'nın finalden önce karşı karşıya gelmemeleri için hile yaptığını itiraf etti
Fransa'nın ünlü gazetelerinden L'equipe'te yer alan habere göre Platini bu final için çeşitli hesaplamalar yaptıklarını söyledi. 98 Dünya Kupası'nın finalinde ise Fransa, Brezilya'yı 3-0 mağlup etmişti.
Platini, 98 Dünya Kupası ile ilgili tarihi itiraflarda bulunurken kura çekimi öncesi Brezilya ve Fransa'nın karşılaşmamaları için ayarlamalar yapıldığını söyledi. Kura çekimi öncesinde yapılan hesaplamalarla birlikte, Fransa C Grubu'nda, Brezilya ise A Grubu'nda yer almıştı. İki takımın da gruplarını ilk sırada bitirmeleri durumunda final maçından önce karşılaşmalarının önüne geçilmiş oldu.
İki takım finalde karşı karşıya gelirken, Fransa rakibi Brezilya'yı Zidane(2) ve Petit'in attığı gollerle 3-0 mağlup ederek Dünya şampiyonu olmuştu.
Fransa'nın ünlü gazetelerinden L'equipe'te yer alan habere göre Platini bu final için çeşitli hesaplamalar yaptıklarını söyledi. 98 Dünya Kupası'nın finalinde ise Fransa, Brezilya'yı 3-0 mağlup etmişti.
Platini, 98 Dünya Kupası ile ilgili tarihi itiraflarda bulunurken kura çekimi öncesi Brezilya ve Fransa'nın karşılaşmamaları için ayarlamalar yapıldığını söyledi. Kura çekimi öncesinde yapılan hesaplamalarla birlikte, Fransa C Grubu'nda, Brezilya ise A Grubu'nda yer almıştı. İki takımın da gruplarını ilk sırada bitirmeleri durumunda final maçından önce karşılaşmalarının önüne geçilmiş oldu.
İki takım finalde karşı karşıya gelirken, Fransa rakibi Brezilya'yı Zidane(2) ve Petit'in attığı gollerle 3-0 mağlup ederek Dünya şampiyonu olmuştu.
Takside tecavüz davasında akılalmaz savunma
İstanbul'da aşırı alkollü olarak taksisine binen 39 yaşındaki N.K.’ya Kemerburgaz’daki ormanlık alanda tecavüz eden taksici Hüseyin K., “Rızasıyla ilişkiye girdik” diyerek kendisini savundu
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre, N.K. geçtiğimiz 5 Mayıs’ta Nişantaşı’ndaki bir restorandan tek başına çıktı ve 46 yaşındaki Hüseyin K.’nın kullandığı taksiye müşteri olarak bindi. Taksici, sık sık kusan ve neredeyse kendinde olmayan N.K.’yı gitmek istediği Beşiktaş yerine Kemerburgaz’da ormanlık alana götürdü. N.K.’ya burada tecavüz eden Hüseyin K. daha sonra Beşiktaş’ta kadını indirdi. Ertesi gün polise başvuran N.K. taksiciden şikâyetçi oldu. Polis yaptığı soruşturma sonunda Hüseyin K.’yı yakaladı. Hüseyin K. verdiği ifadede, N.K. ile birlikte olduğunu kabul etti ancak rızası olduğunu iddia etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, taksicinin “rızası var” savunmasını, “Rızası bile olsa yoğun alkol kullanımı nedeniyle geçerli bir rıza olamaz” diyerek kabul etmedi. İdidanamede, taksi şoförü Hüseyin K.’nın alkollü olduğunu bildiği N.K.’yı ikametine ya da adli ya da idari birimlere teslim etmesi gerektiği halde bu halinde istifade ettiğini anlatıldı. Taksicinin “Beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan faydalanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı” ve “Cebir tehdit veya hile kullanarak cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediğini belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin iddianameyi kabul ederek taksici Hüseyin K.’ya dava açtı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre, N.K. geçtiğimiz 5 Mayıs’ta Nişantaşı’ndaki bir restorandan tek başına çıktı ve 46 yaşındaki Hüseyin K.’nın kullandığı taksiye müşteri olarak bindi. Taksici, sık sık kusan ve neredeyse kendinde olmayan N.K.’yı gitmek istediği Beşiktaş yerine Kemerburgaz’da ormanlık alana götürdü. N.K.’ya burada tecavüz eden Hüseyin K. daha sonra Beşiktaş’ta kadını indirdi. Ertesi gün polise başvuran N.K. taksiciden şikâyetçi oldu. Polis yaptığı soruşturma sonunda Hüseyin K.’yı yakaladı. Hüseyin K. verdiği ifadede, N.K. ile birlikte olduğunu kabul etti ancak rızası olduğunu iddia etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, taksicinin “rızası var” savunmasını, “Rızası bile olsa yoğun alkol kullanımı nedeniyle geçerli bir rıza olamaz” diyerek kabul etmedi. İdidanamede, taksi şoförü Hüseyin K.’nın alkollü olduğunu bildiği N.K.’yı ikametine ya da adli ya da idari birimlere teslim etmesi gerektiği halde bu halinde istifade ettiğini anlatıldı. Taksicinin “Beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan faydalanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı” ve “Cebir tehdit veya hile kullanarak cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediğini belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin iddianameyi kabul ederek taksici Hüseyin K.’ya dava açtı.
21 Nisan 2018 Cumartesi
Sahte engelli raporu düzenleyen çete çökertildi
Sağlıklı insanları sahte engelli raporuyla malulen emekli eden; SGK uzmanı, polis, ebe, imamın da bulunduğu çete İstanbul merkezli 5 ilde yapılan operasyonla çökertildi.
İstanbul merkezli 5 ilde yapılan operasyonda hastaneler ve kamu kurumlarındaki bağlantıları sayesinde para karşılığı isteyene engelli raporu çıkartan ve hak etmeyenlerin malulen emekli olmasını sağlayan çete çökertildi. Çete üyesi 21 kişi tutuklandı.
İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, “Engelli bazı kişilerin yasal gelirlerinin fazla olmamasına rağmen lüks bir yaşam sürdükleri” ihbarı üzerine H.Ş.’ye yönelik teknik ve fizik takip başlattı. Yaklaşık 6 aylık takiplerin ardından kendisi de engelli olan H.Ş.’nin, hak etmedikleri halde engellilere tanınan ayrıcalıklardan yararlanmak isteyen kişilere ‘engelli raporu’ alan bir çetenin lideri olduğu tespit edildi. Çete üyelerinin, para karşılığında engelli raporu alarak, emekliliği hak etmeyen kişileri dahi malulen emekli ettiği ve devleti milyonlarca lira zarara uğrattıkları belirlendi.
25 BİN TL’YE EMEKLİ
Çete üyeleri arasında 2 polis memuru, 1 imam, 2 SGK çalışanı, 1 ebe hemşire ve hastane çalışanlarının da olduğunun saptanması üzerine İstanbul, Tokat, Edirne, Kırklareli ve Düzce’de 2 hafta önce baskınlar düzenledi. H.Ş.’nin de aralarında bulunduğu 39 kişi gözaltına alındı.
Çete üyelerinin engel oranı düşük olan kişilerin malulen emekli edilmesi için 25 bin liraya kadar para aldıkları belirlendi. Malulen emekli olmak isteyen kişilerin ne kadar SGK primine ihtiyacı olduğu ve ne oranda engelli raporu alması gerektiği bilgilerini alan çete üyelerinin daha sonra tüm tahlil ve testlere müdahale ederek kişiyi malulen emekli edecek ‘engelli raporunu’ aldıkları tespit edildi. Çetenin malulen emeklilik şartları taşıyan kişilere de danışmanlık hizmeti vererek 5 bin lira aldıkları ve onlarında emekli olmalarına yardımcı oldukları öğrenildi.
ÖRGÜTLÜ SUÇ
Sağlıklı kişilere aldıkları sahte engelli raporlarıyla, engellilere tanınan malulen emeklilik, ücretsiz seyahat kartı ve ÖTV indiriminden de faydalandırarak devleti zarara uğratan 39 çete üyesi adliyeye sevk edildi. Çete üyelerinden 21’i “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet, sahtecilik ve kamuyu zarara uğratmak” suçlamasıyla tutuklandı. Serbest bırakılan 18 şüpheliden 17’sine adli kontrol getirildi.
ŞEKER İÇİN GLİKOZ ASTIMA ZEYTİN
Çete üyelerinin, engelsiz veya engel oranı düşük olan kişilerin, engelli raporları almaları için şeytanın bile aklına gelmeyen yöntemleri uyguladıkları belirlendi. Şeker hastalığıyla ilgili engelli raporu almak isteyenlere test öncesi glikoz içirtiliyor, astım ve solunum yolu ile ilgili raporlar için 1 kilo zeytin yediriliyordu. Çete üyelerinin bazı kişilerin tahlil için laboratuvara gönderilen kan tüplerini değiştirerek yerine hastalık taşıyan kanların bulunduğu tüpleri koydukları de belirlendi.
İstanbul merkezli 5 ilde yapılan operasyonda hastaneler ve kamu kurumlarındaki bağlantıları sayesinde para karşılığı isteyene engelli raporu çıkartan ve hak etmeyenlerin malulen emekli olmasını sağlayan çete çökertildi. Çete üyesi 21 kişi tutuklandı.
İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, “Engelli bazı kişilerin yasal gelirlerinin fazla olmamasına rağmen lüks bir yaşam sürdükleri” ihbarı üzerine H.Ş.’ye yönelik teknik ve fizik takip başlattı. Yaklaşık 6 aylık takiplerin ardından kendisi de engelli olan H.Ş.’nin, hak etmedikleri halde engellilere tanınan ayrıcalıklardan yararlanmak isteyen kişilere ‘engelli raporu’ alan bir çetenin lideri olduğu tespit edildi. Çete üyelerinin, para karşılığında engelli raporu alarak, emekliliği hak etmeyen kişileri dahi malulen emekli ettiği ve devleti milyonlarca lira zarara uğrattıkları belirlendi.
25 BİN TL’YE EMEKLİ
Çete üyeleri arasında 2 polis memuru, 1 imam, 2 SGK çalışanı, 1 ebe hemşire ve hastane çalışanlarının da olduğunun saptanması üzerine İstanbul, Tokat, Edirne, Kırklareli ve Düzce’de 2 hafta önce baskınlar düzenledi. H.Ş.’nin de aralarında bulunduğu 39 kişi gözaltına alındı.
Çete üyelerinin engel oranı düşük olan kişilerin malulen emekli edilmesi için 25 bin liraya kadar para aldıkları belirlendi. Malulen emekli olmak isteyen kişilerin ne kadar SGK primine ihtiyacı olduğu ve ne oranda engelli raporu alması gerektiği bilgilerini alan çete üyelerinin daha sonra tüm tahlil ve testlere müdahale ederek kişiyi malulen emekli edecek ‘engelli raporunu’ aldıkları tespit edildi. Çetenin malulen emeklilik şartları taşıyan kişilere de danışmanlık hizmeti vererek 5 bin lira aldıkları ve onlarında emekli olmalarına yardımcı oldukları öğrenildi.
ÖRGÜTLÜ SUÇ
Sağlıklı kişilere aldıkları sahte engelli raporlarıyla, engellilere tanınan malulen emeklilik, ücretsiz seyahat kartı ve ÖTV indiriminden de faydalandırarak devleti zarara uğratan 39 çete üyesi adliyeye sevk edildi. Çete üyelerinden 21’i “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet, sahtecilik ve kamuyu zarara uğratmak” suçlamasıyla tutuklandı. Serbest bırakılan 18 şüpheliden 17’sine adli kontrol getirildi.
ŞEKER İÇİN GLİKOZ ASTIMA ZEYTİN
Çete üyelerinin, engelsiz veya engel oranı düşük olan kişilerin, engelli raporları almaları için şeytanın bile aklına gelmeyen yöntemleri uyguladıkları belirlendi. Şeker hastalığıyla ilgili engelli raporu almak isteyenlere test öncesi glikoz içirtiliyor, astım ve solunum yolu ile ilgili raporlar için 1 kilo zeytin yediriliyordu. Çete üyelerinin bazı kişilerin tahlil için laboratuvara gönderilen kan tüplerini değiştirerek yerine hastalık taşıyan kanların bulunduğu tüpleri koydukları de belirlendi.
Nafakaya 5 yıl sınırı geliyor
'Ömür boyu' nafakaya sınır getirmek için kolları sıvayan Adalet Bakanlığı yoksulluk nafakasına 5 yıllık sınır getirme üzerinde çalışıyor
Adalet Bakanlığı, boşanan eşe “ömür boyu” nafakaya sınır getiriyor. Bakanlık komisyonunun alternatifli çalışmasına göre, Türk Medeni Kanunu’nun 175/l maddesindeki, “yoksulluk nafakasına” 5 yıl sınırı konulacak, süreyi aile mahkemesi hâkimleri belirleyecek. Haberin detayları şöyle:
SÜRESİZ İBARESİ KALDIRILACAK
Mevcut TMK 175. maddesine göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” ifadesi yer alıyor.
Taslak çalışmaya göre, bu maddedeki “süresiz” ibaresi kaldırılacak. Bakanlık, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’ın önerisi ışığında, “Yoksulluk nafakası”nı, koşulları olması halinde “en az 1 yıl” ve “en çok 5 yıl ile sınırlandırmayı” tartışıyor. Çocuksuz boşanmalara en fazla 1 yıl, çocuklu boşanmalara da yine dava açılış tarihinden itibaren yani tedbir nafakası süresi dâhil olmak üzere 3 ya da en fazla 5 yıl yoksulluk nafakası verilmesi planlanıyor. Ancak nafaka süresine dönük alternatifli çalışma yürütülüyor. Bakanlık yetkilileri Hürriyet’e, çalışmayan, sosyo-ekonomik durumu zayıf kadını mağdur etmeyecek hakkaniyete uygun bir düzenleme yapılması için çalışma yürütüldüğünü bildirdiler.
KUSUR DERECESİ ÖNEM KAZANACAK
Nafaka süresini belirlemek açısından TMK’da kriterler yer alacak. Buna göre aile hâkimi, eşe “yoksulluk nafakası” verilmesini ve süresini takdir ederken “evliliğin süresi”, “ortak çocuk bulunup bulunmaması”, “kadının (eşin) yaşı”, “gelir seviyesi” ve “kusur durumu” kriterlerine bakarak nafaka süresini belirleyecek. Nafaka belirlenirken, boşanan eşin (kadının) “kusur” derecesi önem taşıyacak. Kadının kusurunun % 50’den fazla olması halinde hâkim nafaka ödenmemesine karar verebilecek. Nafakanın maddi-manevi tazminatta olduğu gibi “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilmesi üzerinde çalışılıyor. Yoksulluk nafakası alan eşin mağduriyeti alınan tüm tedbirlere rağmen belirlenen 5 yıllık süre sonunda hâlâ devam ediyorsa devlet tarafından bir fon oluşturularak, nafakanın fondan karşılanması önerisi de bakanlığın çalıştığı konular arasında yer alıyor.
TAZYİK HAPSİ VE 3 YIL DEĞİŞİKLİĞİ
Bakanlıkta, nafakasını ödemeyen eşe “tazyik hapsinin kaldırılması” ve boşanma davasının reddi halinde boşanmaya karar vermek için geçmesi gereken sürenin 3 yıldan 1 yıla indirilmesi de değerlendiriliyor. TMK’nın 166/son maddesinde, “Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davalarında bekleme süresi 1 yıldır” düzenlemesi de tartışılıyor. TMK’da olan ancak fazla uygulanmayan toplu “tazminat” alarak nafakadan çekilme de seçenekler arasında. Eş, nafaka yerine toplu tazminat ödemeyi tercih edebilecek.
ADINI UNUTUYORSUN AMA ÖDÜYORSUN
YARGITAY 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan, TBMM’deki Aile Araştırma Komisyonu’nda şu öneride bulunmuştu: “Boşanıyorsunuz, kadının adını bile unutuyorsunuz. Araya 2 evlilik giriyor, 3 önceki eşiniz size dava açıyor; adını unutmuşsunuz, yüzünü unutmuşsunuz. Her ay bir de artan miktarlarda ona ödüyorsunuz otomatik. Devlet ne yapmış? İşin kolayını bulmuş, ihaleyle kocaya o işi yıkmış.”
6 BİN İMZA
BOŞANMIŞ İnsanlar ve Aile Platformu Kurucu Temsilcisi İlknur Birsel, 1 gün bile evli kalmadan ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm edilen mağdurların sesini duyurmak için başlattıkları imza kampanyasındaki imza sayısının 6 bini aştığını belirterek, “Kamuoyu bizim sesimizi duydu ve haklılığımızı gördü. Meclis’e ve hükümete bu imzaları en kısa sürede sunacağız” dedi.
Birsel, “Kadını acizleştiren, kayıtsız çalışmaya, nikâhsız yaşamaya iten, erkeği evlilik kurumundan soğutan, çalışma hayatında gelişmesini engelleyen TMK’nın 175. maddesinin değiştirilmesi, hakkaniyetli süreli nafaka yasasının bir an önce çıkmasını talep ediyoruz. Sayın Adalet Bakanımızdan net açıklama ve TBMM’den çok acil icraat bekliyoruz” açıklamasını yaptı. (Hürriyet / Oya Armutçu)
İŞTE ÖNERİLER
Birsel, önerilerini anlattı:
-Boşanmak için gereken bekleme süresi 3 yıldan 1 yıla indirilsin.
-Yoksulluk nafakası en fazla 5 yıl verilsin.
-Yoksulluk nafakası, “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilsin.
-Süre sonunda mağduriyet sürüyorsa nafakayı fon kurup devlet karşılasın.
-Asgari ücretliler aleyhine hükmedilecek nafaka da bu fondan ödensin.
-Mal rejimi davası açma hakkı 1 yıl olarak düzenlensin.
-Nafakasını ödeyemeyen eşe tazyik hapsi kaldırılsın.
-Altsoya “yardım nafakası” yeniden değerlendirilsin.
Adalet Bakanlığı, boşanan eşe “ömür boyu” nafakaya sınır getiriyor. Bakanlık komisyonunun alternatifli çalışmasına göre, Türk Medeni Kanunu’nun 175/l maddesindeki, “yoksulluk nafakasına” 5 yıl sınırı konulacak, süreyi aile mahkemesi hâkimleri belirleyecek. Haberin detayları şöyle:
SÜRESİZ İBARESİ KALDIRILACAK
Mevcut TMK 175. maddesine göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” ifadesi yer alıyor.
Taslak çalışmaya göre, bu maddedeki “süresiz” ibaresi kaldırılacak. Bakanlık, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’ın önerisi ışığında, “Yoksulluk nafakası”nı, koşulları olması halinde “en az 1 yıl” ve “en çok 5 yıl ile sınırlandırmayı” tartışıyor. Çocuksuz boşanmalara en fazla 1 yıl, çocuklu boşanmalara da yine dava açılış tarihinden itibaren yani tedbir nafakası süresi dâhil olmak üzere 3 ya da en fazla 5 yıl yoksulluk nafakası verilmesi planlanıyor. Ancak nafaka süresine dönük alternatifli çalışma yürütülüyor. Bakanlık yetkilileri Hürriyet’e, çalışmayan, sosyo-ekonomik durumu zayıf kadını mağdur etmeyecek hakkaniyete uygun bir düzenleme yapılması için çalışma yürütüldüğünü bildirdiler.
KUSUR DERECESİ ÖNEM KAZANACAK
Nafaka süresini belirlemek açısından TMK’da kriterler yer alacak. Buna göre aile hâkimi, eşe “yoksulluk nafakası” verilmesini ve süresini takdir ederken “evliliğin süresi”, “ortak çocuk bulunup bulunmaması”, “kadının (eşin) yaşı”, “gelir seviyesi” ve “kusur durumu” kriterlerine bakarak nafaka süresini belirleyecek. Nafaka belirlenirken, boşanan eşin (kadının) “kusur” derecesi önem taşıyacak. Kadının kusurunun % 50’den fazla olması halinde hâkim nafaka ödenmemesine karar verebilecek. Nafakanın maddi-manevi tazminatta olduğu gibi “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilmesi üzerinde çalışılıyor. Yoksulluk nafakası alan eşin mağduriyeti alınan tüm tedbirlere rağmen belirlenen 5 yıllık süre sonunda hâlâ devam ediyorsa devlet tarafından bir fon oluşturularak, nafakanın fondan karşılanması önerisi de bakanlığın çalıştığı konular arasında yer alıyor.
TAZYİK HAPSİ VE 3 YIL DEĞİŞİKLİĞİ
Bakanlıkta, nafakasını ödemeyen eşe “tazyik hapsinin kaldırılması” ve boşanma davasının reddi halinde boşanmaya karar vermek için geçmesi gereken sürenin 3 yıldan 1 yıla indirilmesi de değerlendiriliyor. TMK’nın 166/son maddesinde, “Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davalarında bekleme süresi 1 yıldır” düzenlemesi de tartışılıyor. TMK’da olan ancak fazla uygulanmayan toplu “tazminat” alarak nafakadan çekilme de seçenekler arasında. Eş, nafaka yerine toplu tazminat ödemeyi tercih edebilecek.
ADINI UNUTUYORSUN AMA ÖDÜYORSUN
YARGITAY 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan, TBMM’deki Aile Araştırma Komisyonu’nda şu öneride bulunmuştu: “Boşanıyorsunuz, kadının adını bile unutuyorsunuz. Araya 2 evlilik giriyor, 3 önceki eşiniz size dava açıyor; adını unutmuşsunuz, yüzünü unutmuşsunuz. Her ay bir de artan miktarlarda ona ödüyorsunuz otomatik. Devlet ne yapmış? İşin kolayını bulmuş, ihaleyle kocaya o işi yıkmış.”
6 BİN İMZA
BOŞANMIŞ İnsanlar ve Aile Platformu Kurucu Temsilcisi İlknur Birsel, 1 gün bile evli kalmadan ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm edilen mağdurların sesini duyurmak için başlattıkları imza kampanyasındaki imza sayısının 6 bini aştığını belirterek, “Kamuoyu bizim sesimizi duydu ve haklılığımızı gördü. Meclis’e ve hükümete bu imzaları en kısa sürede sunacağız” dedi.
Birsel, “Kadını acizleştiren, kayıtsız çalışmaya, nikâhsız yaşamaya iten, erkeği evlilik kurumundan soğutan, çalışma hayatında gelişmesini engelleyen TMK’nın 175. maddesinin değiştirilmesi, hakkaniyetli süreli nafaka yasasının bir an önce çıkmasını talep ediyoruz. Sayın Adalet Bakanımızdan net açıklama ve TBMM’den çok acil icraat bekliyoruz” açıklamasını yaptı. (Hürriyet / Oya Armutçu)
İŞTE ÖNERİLER
Birsel, önerilerini anlattı:
-Boşanmak için gereken bekleme süresi 3 yıldan 1 yıla indirilsin.
-Yoksulluk nafakası en fazla 5 yıl verilsin.
-Yoksulluk nafakası, “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilsin.
-Süre sonunda mağduriyet sürüyorsa nafakayı fon kurup devlet karşılasın.
-Asgari ücretliler aleyhine hükmedilecek nafaka da bu fondan ödensin.
-Mal rejimi davası açma hakkı 1 yıl olarak düzenlensin.
-Nafakasını ödeyemeyen eşe tazyik hapsi kaldırılsın.
-Altsoya “yardım nafakası” yeniden değerlendirilsin.
23 Mart 2018 Cuma
AYM’den Defne Samyeli kararı
Hanehalkı Bütçe Anketi'ne geçerli bir mazeret olmaksızın katılmadığı gerekçesiyle hakkında idari para cezası uygulanan eski spiker ve Türkiye güzeli Defne Samyeli'nin yaptığı bireysel başvuruda hak ihlali olmadığına hükmetti.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Türkiye'deki hanelerin harcamalarının nasıl şekillendiğini tespit amacıyla gerçekleştirilen "2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi" kapsamında Samyeli'nin adresi örnek hane olarak seçildi ve araştırmanın uygulanma aralığı 1-31 Ekim 2013 olarak belirlendi.
TÜİK İstanbul Bölge Müdürlüğünce yapılacak çalışma hakkında bilgi içeren 6 Eylül 2013 tarihli yazı Samyeli'nin adresine gönderildi.
Hanehalkı Bütçe Anketi'nde, ailedeki ayni gelir elde eden kişilerin ad ve soyadları ile gelirin kaynağı, elde ediliş sıklığı, haneye gelen hediye ve yardımlar ile haneden başka hanelere yapılan yardımlar ve verilen hediyelerin belirtilmesi, anket ayı boyunca yapılan tüm harcamaların marka, ölçü, miktar, alışverişin yapıldığı yer gibi detaylarının bir ay süreyle günlük harcama kayıt defterinde listelenmesi istendi.
Ayrıca söz konusu bir aylık sürede ortalama 8 defa anket yapılan kişinin evinin anketörler tarafından ziyaret edilerek harcama kayıt defterinin kontrol edileceği belirtildi.
TÜİK anketörleri 27 Eylül- 8 Ekim 2013 tarihleri arasında Samyeli ile telefonla iletişime geçti ve 3 kez evini ziyaret etti.
Samyeli'nin ankete katılmak istemediğini belirtmesi üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından 8 Ekim 2013 tarihli cevapsızlık tutanağı düzenlendi. Samyeli'ne 21 Ekim'de tebliğ edilen tutanakta, yazının tebliğinden itibaren 7 gün içinde ankete cevap verilmemesi durumunda 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu'nun 54. Maddesi uyarınca 923 lira idari para cezası uygulanacağı ihtarına yer verildi.
Samyeli, İstanbul Bölge Müdürlüğüne verdiği 24 Ekim 2013 tarihli dilekçesinde işi nedeniyle sürekli medyada yer alan bir sanatçı olarak yoğun iş temposuna sahip olduğu ve sürekli televizyon çekimleri ve iki çocuğunun bakımı ile uğraştığından bahisle ankete katılmasının mümkün olmadığını belirterek mazeretinin dikkate alınmasını ve anketin cevaplandırılmasından muaf tutulmasını talep etti.
Bu dilekçe üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğünce Samyeli'ne, 5429 sayılı Kanun uyarınca vereceği bilgilerin gizliliğinin ve güvenliğinin yasal güvenceye kavuşturulduğu, söz konusu anketi 31 Ekim 2013 tarihine kadar cevaplamadığı takdirde hakkında idari para cezası uygulanacağı bildirildi.
Samyeli'ne Hanehalkı Bütçe Anketi çalışmalarına katılmaması nedeniyle 7 Kasım 2013 tarihli işlemle 5429 sayılı Kanun'un 54. maddesi gereğince 923 lira idari para cezası verildi.
Defne Samyeli ise söz konusu anket çalışmasında, ekonomik durumu hakkında bir ay süreyle ayrıntılı bilgi vermesinin istenmesi ve anketörlerin ev ziyaretleri nedenleriyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini belirterek, idari para cezasının iptali için İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesine başvurdu.
Mahkeme, "İtirazcıya hane halkı bütçe anketi yapılacağı hususunda ihtarat yapılmasına rağmen uyarıya aykırı hareket ettiği, bu haliyle eyleminin 5429 sayılı Kanun'un 54. maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık teşkil ettiği, idari para cezasına yönelik itiraz sebeplerinin yerinde olmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verdi.
BİREYSEL BAŞVURU
Bunun üzerine Samyeli, 21 Şubat 2014'te Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.
Samyeli, başvurusunda, fiili imkansızlıklar nedeniyle anket çalışmasına katılmaktan muaf tutulması talebinin reddedildiğini, çalışma kapsamında günlük olarak alışveriş yaparken hangi markaları tercih ettiği, düzenli aylık harcamaları, taksit ve borç ödemeleri ve bunun gibi özel hayatının gizliliğine müdahale niteliğindeki soruları cevaplandırmaya karşı çıkarak anket çalışmasına katılmadığını, bu nedenle idari para cezasıyla cezalandırıldığını belirterek, TÜİK tarafından ankete katılmasının zorunlu tutulması sebebiyle Anayasa'nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkı ile 25. maddesinde düzenlenen düşünce ve kanaat hürriyetinin ihlal edildiğini savundu.
Başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, ankette, herhangi bir konuda kişisel düşünce ve kanaatlere dair soruların bulunmadığı gerekçesiyle iddiaları Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında inceledi ve Samyeli'nin Anayasa'nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.
Kararda, kamu makamlarının başvurucuyla ilgili öğrenmek istediği söz konusu kişisel bilgilerin, kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olmasından dolayı özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel nitelikli veriler olduğu belirtildi.
Söz konusu olayda kamu makamları tarafından başvurucunun adı, adresi, gelir kaynakları, tüketim alışkanlıkları ve ekonomik durumuna yönelik kişisel verileri vermeye zorlandığına yer verilen kararda, bilgileri vermemesi üzerine hakkında idari para cezası uygulanması suretiyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğunun anlaşıldığı ifade edildi.
Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin 9. maddesine göre, devlet ve kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması gibi durumlarda kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği anlatılan kararda, Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli nedenlerle özel hayata saygı hakkına sınırlamalar getirilebileceğinin belirtildiği aktarıldı.
Kararda, Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında, kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilerek anayasal sınırların belirtildiği, sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği ifade edildi.
Söz konusu olayda başvurucuya idari para cezası verilmesinin dayanağının, 5429 sayılı Kanun'un 8. ve 54. maddeleri olduğuna işaret edilen kararda, ilgili kanunda sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların Anayasa'da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlü olduklarının düzenlendiği anlatıldı.
"KANUNİLİK ÖLÇÜTÜNE UYGUN"
Kararda, "Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Anılan Kanun hükümlerinin yeterli açıklıkta hükümler içerdiği, başvurucu açısından yeterli derecede ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda söz konusu düzenlemelerin 'kanunilik' ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır." ifadesine yer verildi.
Toplumun tüketim harcamaları ile ekonomik düzeyinin belirlenmesi ve tespit edilen veriler ışığında devletin kamu güvenliği ve planlı kalkınma hususlarında ihtiyaç duyulan tedbirleri alması için hane halklarına yönelik anket yapılmasının demokratik bir toplumda gerekli olarak görülebileceği belirtilen kararda, bir toplumda yaşayan kişilerin o toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bazı ödevlerle sorumlu tutulabilmesinin doğal olduğu kaydedildi.
Bireylerin birlikte yaşamanın gerektirdiği bazı ödevlere katlanmalarının gerekebileceği, somut olayda başvurucunun kamu yararına bazı verilerin toplanması konusunda ankete katılım ödeviyle sorumlu tutulduğu ifade edilen kararda, şu tespitlerde bulunuldu:
"Ankette özel hayata ilişkin bilgiler istenilmekle birlikte Kurum başvurucuya bu bilgilerin gizliliği konusunda gerekli yasal güvencelerin sağlandığını bildirmiştir. Başvurucu bunun aksini ileri sürmemektedir. Bu hususlar dikkate alındığında ankete katılımın zorunlu tutulmasının demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez.
Bunun yanı sıra başvurucu, sanatçı olması nedeniyle iş yoğunluğunu ve iki çocuğuna bakmasını gerekçe göstererek ankete katılımın kendisine ağır külfet getirdiğini, anketörlerin ev ziyareti nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Anketörlerle toplamda 8 görüşme yapılması ve tüketim harcamalarına ilişkin kayıt tutma zorunluluğu bulunmakla birlikte anket bir ay ile sınırlıdır. Toplumda sınırlı sayıda kişinin hayatlarında belki de bir defa katlanacakları böyle bir yükümlülüğün bireylere başlı başına aşırı külfet yüklediği söylenemez."
Ankette toplumun farklı katmanlarındaki kişilerin gelir ve harcama durumlarına ilişkin bilgilere ihtiyaç duyulduğu belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:
"Başvurucunun mazeretleri içinde bulunduğu toplum katmanında başka herhangi bir kişinin de dile getirebileceği mazeretlerdir. Bunların kabul edilmesi halinde başvurucunun içinde bulunduğu toplum katmanından herhangi bir kişiyle anket çalışması yapılması neredeyse imkansız olacaktır. Önemli ekonomik verilere temel olan anket çalışmalarının kamu gücünün belli bir zorlaması olmadan yapılabilmesi oldukça zordur.
Son olarak uygulanan yaptırım, başvurucunun ekonomik ve sosyal durumu dikkate alındığında oldukça düşük miktarda bir idari para cezasıdır. Dolayısıyla müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir."
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Türkiye'deki hanelerin harcamalarının nasıl şekillendiğini tespit amacıyla gerçekleştirilen "2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi" kapsamında Samyeli'nin adresi örnek hane olarak seçildi ve araştırmanın uygulanma aralığı 1-31 Ekim 2013 olarak belirlendi.
TÜİK İstanbul Bölge Müdürlüğünce yapılacak çalışma hakkında bilgi içeren 6 Eylül 2013 tarihli yazı Samyeli'nin adresine gönderildi.
Hanehalkı Bütçe Anketi'nde, ailedeki ayni gelir elde eden kişilerin ad ve soyadları ile gelirin kaynağı, elde ediliş sıklığı, haneye gelen hediye ve yardımlar ile haneden başka hanelere yapılan yardımlar ve verilen hediyelerin belirtilmesi, anket ayı boyunca yapılan tüm harcamaların marka, ölçü, miktar, alışverişin yapıldığı yer gibi detaylarının bir ay süreyle günlük harcama kayıt defterinde listelenmesi istendi.
Ayrıca söz konusu bir aylık sürede ortalama 8 defa anket yapılan kişinin evinin anketörler tarafından ziyaret edilerek harcama kayıt defterinin kontrol edileceği belirtildi.
TÜİK anketörleri 27 Eylül- 8 Ekim 2013 tarihleri arasında Samyeli ile telefonla iletişime geçti ve 3 kez evini ziyaret etti.
Samyeli'nin ankete katılmak istemediğini belirtmesi üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından 8 Ekim 2013 tarihli cevapsızlık tutanağı düzenlendi. Samyeli'ne 21 Ekim'de tebliğ edilen tutanakta, yazının tebliğinden itibaren 7 gün içinde ankete cevap verilmemesi durumunda 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu'nun 54. Maddesi uyarınca 923 lira idari para cezası uygulanacağı ihtarına yer verildi.
Samyeli, İstanbul Bölge Müdürlüğüne verdiği 24 Ekim 2013 tarihli dilekçesinde işi nedeniyle sürekli medyada yer alan bir sanatçı olarak yoğun iş temposuna sahip olduğu ve sürekli televizyon çekimleri ve iki çocuğunun bakımı ile uğraştığından bahisle ankete katılmasının mümkün olmadığını belirterek mazeretinin dikkate alınmasını ve anketin cevaplandırılmasından muaf tutulmasını talep etti.
Bu dilekçe üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğünce Samyeli'ne, 5429 sayılı Kanun uyarınca vereceği bilgilerin gizliliğinin ve güvenliğinin yasal güvenceye kavuşturulduğu, söz konusu anketi 31 Ekim 2013 tarihine kadar cevaplamadığı takdirde hakkında idari para cezası uygulanacağı bildirildi.
Samyeli'ne Hanehalkı Bütçe Anketi çalışmalarına katılmaması nedeniyle 7 Kasım 2013 tarihli işlemle 5429 sayılı Kanun'un 54. maddesi gereğince 923 lira idari para cezası verildi.
Defne Samyeli ise söz konusu anket çalışmasında, ekonomik durumu hakkında bir ay süreyle ayrıntılı bilgi vermesinin istenmesi ve anketörlerin ev ziyaretleri nedenleriyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini belirterek, idari para cezasının iptali için İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesine başvurdu.
Mahkeme, "İtirazcıya hane halkı bütçe anketi yapılacağı hususunda ihtarat yapılmasına rağmen uyarıya aykırı hareket ettiği, bu haliyle eyleminin 5429 sayılı Kanun'un 54. maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık teşkil ettiği, idari para cezasına yönelik itiraz sebeplerinin yerinde olmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verdi.
BİREYSEL BAŞVURU
Bunun üzerine Samyeli, 21 Şubat 2014'te Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.
Samyeli, başvurusunda, fiili imkansızlıklar nedeniyle anket çalışmasına katılmaktan muaf tutulması talebinin reddedildiğini, çalışma kapsamında günlük olarak alışveriş yaparken hangi markaları tercih ettiği, düzenli aylık harcamaları, taksit ve borç ödemeleri ve bunun gibi özel hayatının gizliliğine müdahale niteliğindeki soruları cevaplandırmaya karşı çıkarak anket çalışmasına katılmadığını, bu nedenle idari para cezasıyla cezalandırıldığını belirterek, TÜİK tarafından ankete katılmasının zorunlu tutulması sebebiyle Anayasa'nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkı ile 25. maddesinde düzenlenen düşünce ve kanaat hürriyetinin ihlal edildiğini savundu.
Başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, ankette, herhangi bir konuda kişisel düşünce ve kanaatlere dair soruların bulunmadığı gerekçesiyle iddiaları Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında inceledi ve Samyeli'nin Anayasa'nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.
Kararda, kamu makamlarının başvurucuyla ilgili öğrenmek istediği söz konusu kişisel bilgilerin, kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olmasından dolayı özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel nitelikli veriler olduğu belirtildi.
Söz konusu olayda kamu makamları tarafından başvurucunun adı, adresi, gelir kaynakları, tüketim alışkanlıkları ve ekonomik durumuna yönelik kişisel verileri vermeye zorlandığına yer verilen kararda, bilgileri vermemesi üzerine hakkında idari para cezası uygulanması suretiyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğunun anlaşıldığı ifade edildi.
Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin 9. maddesine göre, devlet ve kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması gibi durumlarda kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği anlatılan kararda, Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli nedenlerle özel hayata saygı hakkına sınırlamalar getirilebileceğinin belirtildiği aktarıldı.
Kararda, Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında, kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilerek anayasal sınırların belirtildiği, sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği ifade edildi.
Söz konusu olayda başvurucuya idari para cezası verilmesinin dayanağının, 5429 sayılı Kanun'un 8. ve 54. maddeleri olduğuna işaret edilen kararda, ilgili kanunda sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların Anayasa'da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlü olduklarının düzenlendiği anlatıldı.
"KANUNİLİK ÖLÇÜTÜNE UYGUN"
Kararda, "Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Anılan Kanun hükümlerinin yeterli açıklıkta hükümler içerdiği, başvurucu açısından yeterli derecede ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda söz konusu düzenlemelerin 'kanunilik' ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır." ifadesine yer verildi.
Toplumun tüketim harcamaları ile ekonomik düzeyinin belirlenmesi ve tespit edilen veriler ışığında devletin kamu güvenliği ve planlı kalkınma hususlarında ihtiyaç duyulan tedbirleri alması için hane halklarına yönelik anket yapılmasının demokratik bir toplumda gerekli olarak görülebileceği belirtilen kararda, bir toplumda yaşayan kişilerin o toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bazı ödevlerle sorumlu tutulabilmesinin doğal olduğu kaydedildi.
Bireylerin birlikte yaşamanın gerektirdiği bazı ödevlere katlanmalarının gerekebileceği, somut olayda başvurucunun kamu yararına bazı verilerin toplanması konusunda ankete katılım ödeviyle sorumlu tutulduğu ifade edilen kararda, şu tespitlerde bulunuldu:
"Ankette özel hayata ilişkin bilgiler istenilmekle birlikte Kurum başvurucuya bu bilgilerin gizliliği konusunda gerekli yasal güvencelerin sağlandığını bildirmiştir. Başvurucu bunun aksini ileri sürmemektedir. Bu hususlar dikkate alındığında ankete katılımın zorunlu tutulmasının demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez.
Bunun yanı sıra başvurucu, sanatçı olması nedeniyle iş yoğunluğunu ve iki çocuğuna bakmasını gerekçe göstererek ankete katılımın kendisine ağır külfet getirdiğini, anketörlerin ev ziyareti nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Anketörlerle toplamda 8 görüşme yapılması ve tüketim harcamalarına ilişkin kayıt tutma zorunluluğu bulunmakla birlikte anket bir ay ile sınırlıdır. Toplumda sınırlı sayıda kişinin hayatlarında belki de bir defa katlanacakları böyle bir yükümlülüğün bireylere başlı başına aşırı külfet yüklediği söylenemez."
Ankette toplumun farklı katmanlarındaki kişilerin gelir ve harcama durumlarına ilişkin bilgilere ihtiyaç duyulduğu belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:
"Başvurucunun mazeretleri içinde bulunduğu toplum katmanında başka herhangi bir kişinin de dile getirebileceği mazeretlerdir. Bunların kabul edilmesi halinde başvurucunun içinde bulunduğu toplum katmanından herhangi bir kişiyle anket çalışması yapılması neredeyse imkansız olacaktır. Önemli ekonomik verilere temel olan anket çalışmalarının kamu gücünün belli bir zorlaması olmadan yapılabilmesi oldukça zordur.
Son olarak uygulanan yaptırım, başvurucunun ekonomik ve sosyal durumu dikkate alındığında oldukça düşük miktarda bir idari para cezasıdır. Dolayısıyla müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir."
16 Mart 2018 Cuma
Başbakan Binali Yıldırım İl Müftüleri Toplantısı'nda konuştu
Başbakan Binali Yıldırım, "Diyanet Akademisi kuruyoruz. Tarikatların işi irşat etmektir. Tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir.'' dedi
Başbakan Binali Yıldırım İl Müftüleri Toplantısı'nda konuştu. "Tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir" diyen Yıldırım'ın konuşmasının satır başları şöyle: Üzülerek söylemek isterim ki bazı tartışmalar, gözümüzün ışığı gibi korumamız gereken Diyanet İşleri Başkanlığı'na gölge düşürüyor. Tartışmalar, hakikatın bulunmasına hizmet ettiği zaman hiçbir sorun yok ama kafa karıştırmaya, kaos çıkarmaya dönük olduğu zaman gerçeklere gölge düşmüş oluyor. Elbette hepimizin, her Müslümanın görevi hakikate ulaşmak. Zira İslam, ebedi hayatımızın bir güvencesidir. Herkesten ve tüm vatandaşlardan beklentimiz, Diyanetin tartışmalar dışında, tartışmaların üstünde tutulmasına hassasiyet göstermesidir. Tarikatların işi irşat etmektir. Tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir, vatandaşın dini duygularını istismar ederek kendi karanlık menfaatleri uğruna vatandaşları ifsat etmek değildir. Bunun bedelini bu ülke 15 Temmuz'da ödedi. Yüce dinimiz İslam kıyamete kadar bütün hurafelerden, tahrifattan uzak tutulmalıdır. Diyanet teşkilatımızın bırakacağı her boşlukta merdiven altı din tüccarları, istismarcılar, üfürükçüler, hurafeciler insanların itikadını bozan, yalan yanlış işler yapacaktır. Bunlar tabiatıyla esas değil istisnadır, azdır ama yine de mide bulandırmaktadır.
DİYANET AKADEMİSİ KURUYORUZ...
Hükümetimiz yeni bir adım atarak Diyanet Akademisinin kurulmasına karar verdi. Her şeyin akademisi var. Siyasetin akademisi var. Diyanetin akademisi en önce olması gerekirken maalesef en sona kalmış durumda. Geç olsun güç olmasın ama Diyanet Akademisi çok güzel hizmetlere vesile olacak, buna inanıyoruz. Bir an önce de hayata geçmesi için gerekli gayreti gösteriyoruz.
Diyanetin bütün birimleri ile madde bağımlılığı, şiddet ve ırkçı davranışlara karşı gençleri uyarması gerekiyor. Din görevlilerimiz, müftülerimiz bu konuda kuşatıcı, kucaklayıcı, herkese hitap eden bir tavırla konuşmalısınız. Camiler herkesindir, sosyal hayatımızın merkezidir, kalbidir. Uzaklaştırıcı üsluptan uzak olmalıyız. Diyanet orta yoldur. Büyük camilerimizde kütüphaneler oluşturmamız şart. Ayrıca camilerimizin çevresi insanları cezbedecek şekilde yeşillendirilmeli, park gibi olmalıdır. Oradaki ortamın cami dışında da devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Üniversiteye girişteki kısıtlamayı, kat sayı engellerini kaldırdık. Kamuda kılık kıyafet adı altındaki engellemeyi kaldırdık. Kuran kurslarına 12 yaş altının gitmesini yasaklayan düzenlemeyi kaldırdık. Bu yasağın asıl amacı Kuranın öğrenilmesini yasaklamaktı. Belirli bir yaştayken hafızlığa gitti, hak kaybına uğramıyor, kaldığı yerden devam ediyor. Cemevleri ile ilgili kısıtlamalara son verdik. Din kitaplarının içine Alevilikle ilgili kısımlar ekleyerek, Alevi kardeşlerimizin isteklerini yerine getirdik. 2007'den bu yana Muharrem ayında Avrupa'daki vatandaşlarımızın taleplerini karşılamak üzere Alevi kanaat önderlerini Diyanet İşleri Başkanlığı'mız Avrupa'ya yönlendiriyor. Batı içine kapandıkça eski hastalıkları nüksediyor. Irkçı, çatışmacı, nefret tutumları ortaya çıkıyor. İslam güzellikler dinidir. İslam belli bir kültürel yerin değil, tüm yeryüzünün dinidir. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için lüzumsuz tartışmalardan kaçırmalıyız.
Başbakan Binali Yıldırım İl Müftüleri Toplantısı'nda konuştu. "Tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir" diyen Yıldırım'ın konuşmasının satır başları şöyle: Üzülerek söylemek isterim ki bazı tartışmalar, gözümüzün ışığı gibi korumamız gereken Diyanet İşleri Başkanlığı'na gölge düşürüyor. Tartışmalar, hakikatın bulunmasına hizmet ettiği zaman hiçbir sorun yok ama kafa karıştırmaya, kaos çıkarmaya dönük olduğu zaman gerçeklere gölge düşmüş oluyor. Elbette hepimizin, her Müslümanın görevi hakikate ulaşmak. Zira İslam, ebedi hayatımızın bir güvencesidir. Herkesten ve tüm vatandaşlardan beklentimiz, Diyanetin tartışmalar dışında, tartışmaların üstünde tutulmasına hassasiyet göstermesidir. Tarikatların işi irşat etmektir. Tarikatların işi ticaret değildir, siyaset değildir, vatandaşın dini duygularını istismar ederek kendi karanlık menfaatleri uğruna vatandaşları ifsat etmek değildir. Bunun bedelini bu ülke 15 Temmuz'da ödedi. Yüce dinimiz İslam kıyamete kadar bütün hurafelerden, tahrifattan uzak tutulmalıdır. Diyanet teşkilatımızın bırakacağı her boşlukta merdiven altı din tüccarları, istismarcılar, üfürükçüler, hurafeciler insanların itikadını bozan, yalan yanlış işler yapacaktır. Bunlar tabiatıyla esas değil istisnadır, azdır ama yine de mide bulandırmaktadır.
DİYANET AKADEMİSİ KURUYORUZ...
Hükümetimiz yeni bir adım atarak Diyanet Akademisinin kurulmasına karar verdi. Her şeyin akademisi var. Siyasetin akademisi var. Diyanetin akademisi en önce olması gerekirken maalesef en sona kalmış durumda. Geç olsun güç olmasın ama Diyanet Akademisi çok güzel hizmetlere vesile olacak, buna inanıyoruz. Bir an önce de hayata geçmesi için gerekli gayreti gösteriyoruz.
Diyanetin bütün birimleri ile madde bağımlılığı, şiddet ve ırkçı davranışlara karşı gençleri uyarması gerekiyor. Din görevlilerimiz, müftülerimiz bu konuda kuşatıcı, kucaklayıcı, herkese hitap eden bir tavırla konuşmalısınız. Camiler herkesindir, sosyal hayatımızın merkezidir, kalbidir. Uzaklaştırıcı üsluptan uzak olmalıyız. Diyanet orta yoldur. Büyük camilerimizde kütüphaneler oluşturmamız şart. Ayrıca camilerimizin çevresi insanları cezbedecek şekilde yeşillendirilmeli, park gibi olmalıdır. Oradaki ortamın cami dışında da devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Üniversiteye girişteki kısıtlamayı, kat sayı engellerini kaldırdık. Kamuda kılık kıyafet adı altındaki engellemeyi kaldırdık. Kuran kurslarına 12 yaş altının gitmesini yasaklayan düzenlemeyi kaldırdık. Bu yasağın asıl amacı Kuranın öğrenilmesini yasaklamaktı. Belirli bir yaştayken hafızlığa gitti, hak kaybına uğramıyor, kaldığı yerden devam ediyor. Cemevleri ile ilgili kısıtlamalara son verdik. Din kitaplarının içine Alevilikle ilgili kısımlar ekleyerek, Alevi kardeşlerimizin isteklerini yerine getirdik. 2007'den bu yana Muharrem ayında Avrupa'daki vatandaşlarımızın taleplerini karşılamak üzere Alevi kanaat önderlerini Diyanet İşleri Başkanlığı'mız Avrupa'ya yönlendiriyor. Batı içine kapandıkça eski hastalıkları nüksediyor. Irkçı, çatışmacı, nefret tutumları ortaya çıkıyor. İslam güzellikler dinidir. İslam belli bir kültürel yerin değil, tüm yeryüzünün dinidir. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için lüzumsuz tartışmalardan kaçırmalıyız.
15 Mart 2018 Perşembe
Çiftlik Bank bu kadar insanı nasıl kandırdı?
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir dönem Rap şarkıları söyleyip çıplak gösteren gözlük satan son olarak binlerce kişiyi 'Çiftlik Bank' ile dolandıran Mehmet Aydın'la ilgili dikkat çeken yorumlarda bulundu
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mehmet Aydın ve 'Çiftlik Bank'ın bu kadar insanı yüksek kazanç vaadiyle nasıl kandırabildiğine ilişkin şu 4 maddeyi sıraladı: Sürü psikolojisi, sosyal itaat duygusu, realite körlüğü ve duruma uygunluk...
Habertürk TV'de konuşan Tarhan, Mehmet Aydın'ın önce ücretsiz tavuk verme gibi yöntemlerle güven duygusu kazandığını, insandaki sosyal itaat duygusunu ve sürü psikolojisini harekete geçirdiğini düşünüyor. Tarhan, bir süre sonra sisteme katılan insanların "Bu kadar insan para yatırıyorsa bu kadar kişi aptal olamaz" düşüncesine kapıldığını söylüyor.
"Duruma uygunluk varsa realite körlüğü oluşuyor" diyen Tarhan terör örgütü PKK'nın gündemde olduğu dönemde insanların telefon dolandırıcıları tarafından 'Hesaplarınız terör örgütünün eline geçmiş' sözleriyle dolandırılmasını bu duruma örnek olarak gösteriyor.
Tarhan "Mesela şimdi bitcoinle ilgili bir algı var. O algıyı alıyor, duruma uygunluk haline getirip kullanıyor. Mesela 'Bak bitcoin nasıl yükseldi' diyor" diye konuştu.
'İNSANLARI OYUNUN PARÇASI HALİNE GETİRİYOR'
Çiftlik Bank'ın bitcoin'in yükselişi üzerinden aslında bu şekilde para kazanmanın normal olabileceğine insanları inandırdığını vurgulayan Tarhan'ın Çiftlik Bank'la ilgili bir diğer yorumu ise insanları oyunun parçası haline getirmesi.
SON AŞAMA: KORKULAR
Tarhan şöyle devam ediyor: Kişilerin zaafları ve korkuları devreye sokuyor. Bir süre yatırım yapan insanlar bu kez parayı kaybetme korkusuyla daha fazla yatırıma devam ediyor. Daha fazla kişiyi sisteme katmaya çalışıyorlar.
Yakınlarına bunu abartılı şekilde övüyorlar. Aldatmanın parçası haline getiriyorlar.Çok planlı bir hareket var. Güven oluşturarak aldatmaya karşı insanlar eleştirisel düşünceyi öneriyoruz.
Eleştirisel düşünce bizim toplumumuzda çok kullanılmayan bir ilke. Özetle şöyle diyelim. Batı bununla ilgili önlem almış. 2008 krizinden sonra İngiltere'de Ticaret Dürüstlüğü ofisi kurulmuş.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mehmet Aydın ve 'Çiftlik Bank'ın bu kadar insanı yüksek kazanç vaadiyle nasıl kandırabildiğine ilişkin şu 4 maddeyi sıraladı: Sürü psikolojisi, sosyal itaat duygusu, realite körlüğü ve duruma uygunluk...
Habertürk TV'de konuşan Tarhan, Mehmet Aydın'ın önce ücretsiz tavuk verme gibi yöntemlerle güven duygusu kazandığını, insandaki sosyal itaat duygusunu ve sürü psikolojisini harekete geçirdiğini düşünüyor. Tarhan, bir süre sonra sisteme katılan insanların "Bu kadar insan para yatırıyorsa bu kadar kişi aptal olamaz" düşüncesine kapıldığını söylüyor.
"Duruma uygunluk varsa realite körlüğü oluşuyor" diyen Tarhan terör örgütü PKK'nın gündemde olduğu dönemde insanların telefon dolandırıcıları tarafından 'Hesaplarınız terör örgütünün eline geçmiş' sözleriyle dolandırılmasını bu duruma örnek olarak gösteriyor.
Tarhan "Mesela şimdi bitcoinle ilgili bir algı var. O algıyı alıyor, duruma uygunluk haline getirip kullanıyor. Mesela 'Bak bitcoin nasıl yükseldi' diyor" diye konuştu.
'İNSANLARI OYUNUN PARÇASI HALİNE GETİRİYOR'
Çiftlik Bank'ın bitcoin'in yükselişi üzerinden aslında bu şekilde para kazanmanın normal olabileceğine insanları inandırdığını vurgulayan Tarhan'ın Çiftlik Bank'la ilgili bir diğer yorumu ise insanları oyunun parçası haline getirmesi.
SON AŞAMA: KORKULAR
Tarhan şöyle devam ediyor: Kişilerin zaafları ve korkuları devreye sokuyor. Bir süre yatırım yapan insanlar bu kez parayı kaybetme korkusuyla daha fazla yatırıma devam ediyor. Daha fazla kişiyi sisteme katmaya çalışıyorlar.
Yakınlarına bunu abartılı şekilde övüyorlar. Aldatmanın parçası haline getiriyorlar.Çok planlı bir hareket var. Güven oluşturarak aldatmaya karşı insanlar eleştirisel düşünceyi öneriyoruz.
Eleştirisel düşünce bizim toplumumuzda çok kullanılmayan bir ilke. Özetle şöyle diyelim. Batı bununla ilgili önlem almış. 2008 krizinden sonra İngiltere'de Ticaret Dürüstlüğü ofisi kurulmuş.
Çiftlik Bank bu kadar insanı nasıl kandırdı?
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir dönem Rap şarkıları söyleyip çıplak gösteren gözlük satan son olarak binlerce kişiyi 'Çiftlik Bank' ile dolandıran Mehmet Aydın'la ilgili dikkat çeken yorumlarda bulundu
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mehmet Aydın ve 'Çiftlik Bank'ın bu kadar insanı yüksek kazanç vaadiyle nasıl kandırabildiğine ilişkin şu 4 maddeyi sıraladı: Sürü psikolojisi, sosyal itaat duygusu, realite körlüğü ve duruma uygunluk...
Habertürk TV'de konuşan Tarhan, Mehmet Aydın'ın önce ücretsiz tavuk verme gibi yöntemlerle güven duygusu kazandığını, insandaki sosyal itaat duygusunu ve sürü psikolojisini harekete geçirdiğini düşünüyor. Tarhan, bir süre sonra sisteme katılan insanların "Bu kadar insan para yatırıyorsa bu kadar kişi aptal olamaz" düşüncesine kapıldığını söylüyor.
"Duruma uygunluk varsa realite körlüğü oluşuyor" diyen Tarhan terör örgütü PKK'nın gündemde olduğu dönemde insanların telefon dolandırıcıları tarafından 'Hesaplarınız terör örgütünün eline geçmiş' sözleriyle dolandırılmasını bu duruma örnek olarak gösteriyor.
Tarhan "Mesela şimdi bitcoinle ilgili bir algı var. O algıyı alıyor, duruma uygunluk haline getirip kullanıyor. Mesela 'Bak bitcoin nasıl yükseldi' diyor" diye konuştu.
'İNSANLARI OYUNUN PARÇASI HALİNE GETİRİYOR'
Çiftlik Bank'ın bitcoin'in yükselişi üzerinden aslında bu şekilde para kazanmanın normal olabileceğine insanları inandırdığını vurgulayan Tarhan'ın Çiftlik Bank'la ilgili bir diğer yorumu ise insanları oyunun parçası haline getirmesi.
SON AŞAMA: KORKULAR
Tarhan şöyle devam ediyor: Kişilerin zaafları ve korkuları devreye sokuyor. Bir süre yatırım yapan insanlar bu kez parayı kaybetme korkusuyla daha fazla yatırıma devam ediyor. Daha fazla kişiyi sisteme katmaya çalışıyorlar.
Yakınlarına bunu abartılı şekilde övüyorlar. Aldatmanın parçası haline getiriyorlar.Çok planlı bir hareket var. Güven oluşturarak aldatmaya karşı insanlar eleştirisel düşünceyi öneriyoruz.
Eleştirisel düşünce bizim toplumumuzda çok kullanılmayan bir ilke. Özetle şöyle diyelim. Batı bununla ilgili önlem almış. 2008 krizinden sonra İngiltere'de Ticaret Dürüstlüğü ofisi kurulmuş.
BİR KİŞİ DAHA TUTUKLANDI
Geyve Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, H.T. Sakarya'nın Geyve ilçesinde gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlı tutuklandı.
Sakarya'nın Taraklı ilçesinde Çiftlik Bank Mavi Yumurta Damızlık Tesisiyle ilgili Kaymakamlığın, "usulsüz faaliyet yürütüldüğü" yönündeki şikayeti üzerine Geyve Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatılmıştı.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mehmet Aydın ve 'Çiftlik Bank'ın bu kadar insanı yüksek kazanç vaadiyle nasıl kandırabildiğine ilişkin şu 4 maddeyi sıraladı: Sürü psikolojisi, sosyal itaat duygusu, realite körlüğü ve duruma uygunluk...
Habertürk TV'de konuşan Tarhan, Mehmet Aydın'ın önce ücretsiz tavuk verme gibi yöntemlerle güven duygusu kazandığını, insandaki sosyal itaat duygusunu ve sürü psikolojisini harekete geçirdiğini düşünüyor. Tarhan, bir süre sonra sisteme katılan insanların "Bu kadar insan para yatırıyorsa bu kadar kişi aptal olamaz" düşüncesine kapıldığını söylüyor.
"Duruma uygunluk varsa realite körlüğü oluşuyor" diyen Tarhan terör örgütü PKK'nın gündemde olduğu dönemde insanların telefon dolandırıcıları tarafından 'Hesaplarınız terör örgütünün eline geçmiş' sözleriyle dolandırılmasını bu duruma örnek olarak gösteriyor.
Tarhan "Mesela şimdi bitcoinle ilgili bir algı var. O algıyı alıyor, duruma uygunluk haline getirip kullanıyor. Mesela 'Bak bitcoin nasıl yükseldi' diyor" diye konuştu.
'İNSANLARI OYUNUN PARÇASI HALİNE GETİRİYOR'
Çiftlik Bank'ın bitcoin'in yükselişi üzerinden aslında bu şekilde para kazanmanın normal olabileceğine insanları inandırdığını vurgulayan Tarhan'ın Çiftlik Bank'la ilgili bir diğer yorumu ise insanları oyunun parçası haline getirmesi.
SON AŞAMA: KORKULAR
Tarhan şöyle devam ediyor: Kişilerin zaafları ve korkuları devreye sokuyor. Bir süre yatırım yapan insanlar bu kez parayı kaybetme korkusuyla daha fazla yatırıma devam ediyor. Daha fazla kişiyi sisteme katmaya çalışıyorlar.
Yakınlarına bunu abartılı şekilde övüyorlar. Aldatmanın parçası haline getiriyorlar.Çok planlı bir hareket var. Güven oluşturarak aldatmaya karşı insanlar eleştirisel düşünceyi öneriyoruz.
Eleştirisel düşünce bizim toplumumuzda çok kullanılmayan bir ilke. Özetle şöyle diyelim. Batı bununla ilgili önlem almış. 2008 krizinden sonra İngiltere'de Ticaret Dürüstlüğü ofisi kurulmuş.
BİR KİŞİ DAHA TUTUKLANDI
Geyve Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, H.T. Sakarya'nın Geyve ilçesinde gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlı tutuklandı.
Sakarya'nın Taraklı ilçesinde Çiftlik Bank Mavi Yumurta Damızlık Tesisiyle ilgili Kaymakamlığın, "usulsüz faaliyet yürütüldüğü" yönündeki şikayeti üzerine Geyve Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatılmıştı.
Diyanet'te bir ilk hayata geçti
Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Cumhuriyet tarihinde ilk defa kadın başkan yardımcısı ataması yapıldı. Resmi Gazete de bugün yayınlanan atama kararına göre Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Huriye Martı Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak atandı.
Diyanet'ten Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın duyurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki ilk bugün resmen hayata geçirildi.
Resmi Gazete'de yayımlanan kararla Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Huriye Martı Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak atandı.Diyanet İşleri Başkanlığı'nda açık bulunan birinci derece kadrolu Başkan Yardımcılıklarına İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Muslu ve Diyarbakır İl Müftüsü Burhan İşliyen atandı.
HURİYE MARTI KİMDİR?
1974'te Ankara'da dünyaya geldi. Konya İmam-Hatip Lisesi ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, aynı üniversitede "Rasûlullah'ın Hanımları Konu Alan Rivayetlerinin Değerlendirmesi-Kadın Konulu Uydurma Rivayetler-" başlıklı tezi ile 1998 yılında yüksek lisansını, "Birgili Mehmed Efendi'nin Hadisçiliği ve et-Tarîkatü'l-Muhammediyye (Tahkik ve Tahlil)" konulu tezi ile 2005 yılında doktorasını tamamladı.
1999-2000 yılları arasında Ürdün'ün başkenti Amman'da Şuayb el-Arnaûd'un tahkik ve tahric merkezinde eğitim aldı. 2011 yılında Yardımcı Doçent, 2012 yılında Doçent oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Hadislerle İslam adıyla yayınlanan Konulu Hadis Projesi'nde editör ve yazar olarak görev üstlendi.
2011 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Aile ve Dinî Rehberlik Daire Başkanı olarak, 2014 yılında ise Diyanet İşleri Başkanlık Müşaviri olarak atandı. Sünnet perspektifinden kadın, aile, ahlâk ve değer temalı makale, konferans ve tebliğlere imza attı. Birgivî Mehmed Efendi, Hayatı, Eserleri ve Fikir Dünyası, Osmanlı'da Bir Dâru'l-Hadîs Şeyhi: Birgivî Mehmed Efendi, et-Tarîkatü'l-Muhammediyye —Muhteva Analizi, Kaynakları ve Kaynaklık Değeri, Gülâbâdî ve Maâni'l-Ahbâr'dan Tasavvuf Hadis Şerhleri, Hadis, Usul ve Hayat, Hadisler Ekseninde Çevre Ahlâkı isimli kitapları yayınlandı. Evli ve 3 çocuk annesidir.
Diyanet'ten Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın duyurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki ilk bugün resmen hayata geçirildi.
Resmi Gazete'de yayımlanan kararla Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Huriye Martı Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak atandı.Diyanet İşleri Başkanlığı'nda açık bulunan birinci derece kadrolu Başkan Yardımcılıklarına İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Muslu ve Diyarbakır İl Müftüsü Burhan İşliyen atandı.
HURİYE MARTI KİMDİR?
1974'te Ankara'da dünyaya geldi. Konya İmam-Hatip Lisesi ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, aynı üniversitede "Rasûlullah'ın Hanımları Konu Alan Rivayetlerinin Değerlendirmesi-Kadın Konulu Uydurma Rivayetler-" başlıklı tezi ile 1998 yılında yüksek lisansını, "Birgili Mehmed Efendi'nin Hadisçiliği ve et-Tarîkatü'l-Muhammediyye (Tahkik ve Tahlil)" konulu tezi ile 2005 yılında doktorasını tamamladı.
1999-2000 yılları arasında Ürdün'ün başkenti Amman'da Şuayb el-Arnaûd'un tahkik ve tahric merkezinde eğitim aldı. 2011 yılında Yardımcı Doçent, 2012 yılında Doçent oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Hadislerle İslam adıyla yayınlanan Konulu Hadis Projesi'nde editör ve yazar olarak görev üstlendi.
2011 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Aile ve Dinî Rehberlik Daire Başkanı olarak, 2014 yılında ise Diyanet İşleri Başkanlık Müşaviri olarak atandı. Sünnet perspektifinden kadın, aile, ahlâk ve değer temalı makale, konferans ve tebliğlere imza attı. Birgivî Mehmed Efendi, Hayatı, Eserleri ve Fikir Dünyası, Osmanlı'da Bir Dâru'l-Hadîs Şeyhi: Birgivî Mehmed Efendi, et-Tarîkatü'l-Muhammediyye —Muhteva Analizi, Kaynakları ve Kaynaklık Değeri, Gülâbâdî ve Maâni'l-Ahbâr'dan Tasavvuf Hadis Şerhleri, Hadis, Usul ve Hayat, Hadisler Ekseninde Çevre Ahlâkı isimli kitapları yayınlandı. Evli ve 3 çocuk annesidir.
Bozdağ: Telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor
Başbakan Yardımcısı Bozdağ, "Telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor. Diyanet, 'Alo Fetva' hattını arayanların sorularını alacak, ancak bu sorulara cevaplar yazılı olarak verilecek" dedi.
Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığında gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın da bulunduğu toplantıda Bozdağ, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
Prof. Dr. Huriye Martı'nın, ilk kadın Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak atandığını belirten Bozdağ, Diyanette 7 kadın daire başkanının yer aldığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kadınlara verilen görevler konusunda hassasiyetinin bulunduğunu söyledi.
'KADINLAR ÜZERİNDEN İSLAM DİNİ YIPRATILMAYA ÇALIŞILIYOR'
Bozdağ, kadınlar üzerinden İslam dininin yıpratılmaya çalışılmasına üzüldüklerini dile getirerek, son günlerdeki tartışmaların niteliğine bakıldığında bunların AK Parti hükümetinin aldığı kararlar veya yaptığı uygulamalar sonucu ortaya çıkmadığını vurguladı.
DİYANET AKADEMİSİ KURULACAK
Diyanet İşleri Başkanlığının yeni döneme ilişkin çalışmaları hakkında bilgi veren Bozdağ, "Diyanet Akademisi" adı altında yeni bir yapı oluşturma gayreti içerisinde olduklarını kaydetti.
Bu akademi ile imam, müezzin, Kuran kursu öğreticisi, vaiz ve müftülerin hizmete girmeden önce bir eğitimden geçirilmesini öngördüklerini belirten Bozdağ, şunları ifade etti:
"Bir yıl meslek öncesi bir eğitimden geçecek. Hangi işi yapacaksa o işin incelikleri, usul konusunda, pek çok hususta bir ciddi eğitim aldıktan sonra araziye gidecek. Bundan sonraki dönemde direkt müftü, vaiz, Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzin alımı olmayacak. Adaylık sınavı yapılacak. Bu adaylık sınavını kazananlar müftülük ve eğitim merkezine gidip bir eğitim alacak. Veya vaizse vaizlikle ilgili, imam hatipse imam hatiple ilgili eğitim alacak. Bir yandan dine ait temel bilgiler öğrenirken, öte yandan göreve geldiklerinde karşılaşacakları pratikler konusunda da uygulamalı bir şekilde yetiştirilecekler ve daha donanımlı din görevlileriyle vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bir gayretin içerisinde olacaklar."
'GÜNCELLEME KONUSUNDA CUMHURBAŞKANIMIZA SALDIRANLAR OLDU'
Diyanet kadar, dini bilen otoritelerin de İslam'a, Müslümanlara zarar vermek isteyenlere karşı gerçekleri anlatması gerektiğine işaret eden Bozdağ, şunları kaydetti:
"Güncelleme konusunda Cumhurbaşkanımıza buradan çok saldıranlar oldu. Sanki 'reform' gibi algılatmak isteyen ve algılayanlar oldu. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Tayyip Bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla, ihlasıyla, ameliyle ortada olan birisidir. Ve imanı, amelinin bedellerini de yaptığı mücadele içerisinde ödemiş birisidir. 28 Şubat'ın ve ülkemize pek çok yanlış uygulamaların ortaya koyduğu bütün sakatlıkları ortadan kaldıran bir liderdir. Bugün Türkiye'de dinin öğrenilmesi, öğretilmesi ve muhafazakar, mütedeyyin insanların kendini ifade etmesinin önünde ne kadar engel varsa, Allah'ın izniyle, hepsini kaldıran bir liderdir. Ama şimdi bakıyorsunuz burada saydırıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey çok açıktır. Bir konuda açık ayet varsa ve sahih kesin sünnetten deliller varsa ona uyacağız. Onu tartışmaya gerek yok. Ama diyelim ki açık bir şey yok. O zaman ne yapacağız? İçtihat yapacağız."
'UÇAK VAR, BİLGİSAYAR VAR, BUNLARLA İLGİLİ NE YAPACAK İSLAM ALİMLERİ?'
Bozdağ, bir meseleyi çözmede ihtilaf çıkması durumunda Kur'an'a ve sünnete bakılmasının emredildiğini hatırlatarak, "Şimdi diyelim ki şu anda uçak var, bilgisayar var, başka başka pek çok o dönemde olmayan konular var. Bunlarla ilgili ne yapacak İslam alimleri? Elbette İslam'ın temel kaynaklarına bakıp içtihat üretecek. İslam son dindir, kıyamete kadar yaşayacaktır. Eğer kıyamete kadar ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretemezse, gelişmelere, ihtiyaçlara cevap veremezse o zaman kıyamete kadar varlığını nasıl sürdürecek?" diye konuştu.
'DİNDE REFORM DİYENLER DİN DÜŞMANIDIR'
İslam'ın kıyamete kadar gelecek bütün sorunlara çözüm üretebileceğini söyleyen Bozdağ, şunları ifade etti:
"Dinde reform olmaz, dinde reform yapılamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı bu tür düşünceye sahip olanlarla mücadele ile geçmiştir. Kim 'Dinde reform' diyorsa, o din düşmanıdır. Dinde reform demek, dini değiştirmek demektir, beğenmediğin yeri yontmak demektir. Şöyle, öyle demektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Buradan birileri başka bir noktaya götürmek istiyor. Cumhurbaşkanımızın dediği, kendimizi güncelleyeceğiz."
'DİYANET AK SÜTÜN İÇİNDEKİ AK KILI HERKESTEN ÖNCE FARK ETMELİ'
Bozdağ, Diyanetin fetvalar konusunda yeni bir genelge hazırladığını belirterek, "Artık telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor. Diyanet, 'Alo Fetva' hattını arayanların sorularını alacak, ancak bu sorulara cevaplar yazılı olarak verilecek. Yazılı cevaplarda da ilçedeyse ilçe müftüsünün, ildeyse il müftüsünün, Diyanette ise Din İşleri Yüksek Kurulunun onayı olacaktır" dedi.
Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığında gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın da bulunduğu toplantıda Bozdağ, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
Prof. Dr. Huriye Martı'nın, ilk kadın Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak atandığını belirten Bozdağ, Diyanette 7 kadın daire başkanının yer aldığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kadınlara verilen görevler konusunda hassasiyetinin bulunduğunu söyledi.
'KADINLAR ÜZERİNDEN İSLAM DİNİ YIPRATILMAYA ÇALIŞILIYOR'
Bozdağ, kadınlar üzerinden İslam dininin yıpratılmaya çalışılmasına üzüldüklerini dile getirerek, son günlerdeki tartışmaların niteliğine bakıldığında bunların AK Parti hükümetinin aldığı kararlar veya yaptığı uygulamalar sonucu ortaya çıkmadığını vurguladı.
DİYANET AKADEMİSİ KURULACAK
Diyanet İşleri Başkanlığının yeni döneme ilişkin çalışmaları hakkında bilgi veren Bozdağ, "Diyanet Akademisi" adı altında yeni bir yapı oluşturma gayreti içerisinde olduklarını kaydetti.
Bu akademi ile imam, müezzin, Kuran kursu öğreticisi, vaiz ve müftülerin hizmete girmeden önce bir eğitimden geçirilmesini öngördüklerini belirten Bozdağ, şunları ifade etti:
"Bir yıl meslek öncesi bir eğitimden geçecek. Hangi işi yapacaksa o işin incelikleri, usul konusunda, pek çok hususta bir ciddi eğitim aldıktan sonra araziye gidecek. Bundan sonraki dönemde direkt müftü, vaiz, Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzin alımı olmayacak. Adaylık sınavı yapılacak. Bu adaylık sınavını kazananlar müftülük ve eğitim merkezine gidip bir eğitim alacak. Veya vaizse vaizlikle ilgili, imam hatipse imam hatiple ilgili eğitim alacak. Bir yandan dine ait temel bilgiler öğrenirken, öte yandan göreve geldiklerinde karşılaşacakları pratikler konusunda da uygulamalı bir şekilde yetiştirilecekler ve daha donanımlı din görevlileriyle vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bir gayretin içerisinde olacaklar."
'GÜNCELLEME KONUSUNDA CUMHURBAŞKANIMIZA SALDIRANLAR OLDU'
Diyanet kadar, dini bilen otoritelerin de İslam'a, Müslümanlara zarar vermek isteyenlere karşı gerçekleri anlatması gerektiğine işaret eden Bozdağ, şunları kaydetti:
"Güncelleme konusunda Cumhurbaşkanımıza buradan çok saldıranlar oldu. Sanki 'reform' gibi algılatmak isteyen ve algılayanlar oldu. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Tayyip Bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla, ihlasıyla, ameliyle ortada olan birisidir. Ve imanı, amelinin bedellerini de yaptığı mücadele içerisinde ödemiş birisidir. 28 Şubat'ın ve ülkemize pek çok yanlış uygulamaların ortaya koyduğu bütün sakatlıkları ortadan kaldıran bir liderdir. Bugün Türkiye'de dinin öğrenilmesi, öğretilmesi ve muhafazakar, mütedeyyin insanların kendini ifade etmesinin önünde ne kadar engel varsa, Allah'ın izniyle, hepsini kaldıran bir liderdir. Ama şimdi bakıyorsunuz burada saydırıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey çok açıktır. Bir konuda açık ayet varsa ve sahih kesin sünnetten deliller varsa ona uyacağız. Onu tartışmaya gerek yok. Ama diyelim ki açık bir şey yok. O zaman ne yapacağız? İçtihat yapacağız."
'UÇAK VAR, BİLGİSAYAR VAR, BUNLARLA İLGİLİ NE YAPACAK İSLAM ALİMLERİ?'
Bozdağ, bir meseleyi çözmede ihtilaf çıkması durumunda Kur'an'a ve sünnete bakılmasının emredildiğini hatırlatarak, "Şimdi diyelim ki şu anda uçak var, bilgisayar var, başka başka pek çok o dönemde olmayan konular var. Bunlarla ilgili ne yapacak İslam alimleri? Elbette İslam'ın temel kaynaklarına bakıp içtihat üretecek. İslam son dindir, kıyamete kadar yaşayacaktır. Eğer kıyamete kadar ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretemezse, gelişmelere, ihtiyaçlara cevap veremezse o zaman kıyamete kadar varlığını nasıl sürdürecek?" diye konuştu.
'DİNDE REFORM DİYENLER DİN DÜŞMANIDIR'
İslam'ın kıyamete kadar gelecek bütün sorunlara çözüm üretebileceğini söyleyen Bozdağ, şunları ifade etti:
"Dinde reform olmaz, dinde reform yapılamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı bu tür düşünceye sahip olanlarla mücadele ile geçmiştir. Kim 'Dinde reform' diyorsa, o din düşmanıdır. Dinde reform demek, dini değiştirmek demektir, beğenmediğin yeri yontmak demektir. Şöyle, öyle demektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Buradan birileri başka bir noktaya götürmek istiyor. Cumhurbaşkanımızın dediği, kendimizi güncelleyeceğiz."
'DİYANET AK SÜTÜN İÇİNDEKİ AK KILI HERKESTEN ÖNCE FARK ETMELİ'
Bozdağ, Diyanetin fetvalar konusunda yeni bir genelge hazırladığını belirterek, "Artık telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor. Diyanet, 'Alo Fetva' hattını arayanların sorularını alacak, ancak bu sorulara cevaplar yazılı olarak verilecek. Yazılı cevaplarda da ilçedeyse ilçe müftüsünün, ildeyse il müftüsünün, Diyanette ise Din İşleri Yüksek Kurulunun onayı olacaktır" dedi.
10 Mart 2018 Cumartesi
Edirne'de 186 hamile çocuk tespit edildi
Edirne İl Genel Meclisi Kadın Haklarını ve Kız Çocuklarını Koruma Komisyonu tarafından yapılan araştırmaya göre 2017’de Edirne’de 186 hamile çocuk tespit edildi.
İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2017’nin ilk 5 ayında 39’u Suriyeli, 38’i 15 yaşından küçük 115 çocuğun hamile olduğunun gündeme gelmesinin ardından Edirne İl Genel Meclisi Kadın Haklarını ve Kız Çocuklarını Koruma Komisyonu tarafından kentteki durum araştırıldı.
Gazete Habertürk'ten Mesut Han'ın haberine göre Komisyon Başkanı Mehmet Uzun tarafından açıklanan raporda 2017’de Edirne’de bulunan sağlık kuruluşları tarafından 186 hamile çocuğun tespit edildiğini belirterek, bu çocukların Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bildirildiği ifade edildi. Çocuklarla ilgili sosyal çalışmacıların inceleme raporlarının çocuk mahkemesine intikal ettirildiğini belirten Uzun, 31 çocuk için mahkemece sağlık tedbir kararı, 2 çocuk için danışmanlık tedbir kararı verildiğini söyledi.
‘VAHİM SONUÇLAR’
Ortaya çıkan tabloda Romanların ‘erken evliliği’ doğal karşılamasının da etkili olduğu belirtilirken Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı rapor sonuçlarının Edirne için vahim olduğunu söyledi.
İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2017’nin ilk 5 ayında 39’u Suriyeli, 38’i 15 yaşından küçük 115 çocuğun hamile olduğunun gündeme gelmesinin ardından Edirne İl Genel Meclisi Kadın Haklarını ve Kız Çocuklarını Koruma Komisyonu tarafından kentteki durum araştırıldı.
Gazete Habertürk'ten Mesut Han'ın haberine göre Komisyon Başkanı Mehmet Uzun tarafından açıklanan raporda 2017’de Edirne’de bulunan sağlık kuruluşları tarafından 186 hamile çocuğun tespit edildiğini belirterek, bu çocukların Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bildirildiği ifade edildi. Çocuklarla ilgili sosyal çalışmacıların inceleme raporlarının çocuk mahkemesine intikal ettirildiğini belirten Uzun, 31 çocuk için mahkemece sağlık tedbir kararı, 2 çocuk için danışmanlık tedbir kararı verildiğini söyledi.
‘VAHİM SONUÇLAR’
Ortaya çıkan tabloda Romanların ‘erken evliliği’ doğal karşılamasının da etkili olduğu belirtilirken Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı rapor sonuçlarının Edirne için vahim olduğunu söyledi.
4 Mart 2018 Pazar
Kötü hatıralar artık silinebilecek
Nefesten kimlik analizi, boşanma öncesi arabuluculuk, empatiye davet gibi projeleriyle seminerler veren Stratejist ve Analiz uzmanı Taner Akkuş; “Beyin resetleme” isimli projesi ile yine Türkiye’de bir ilke imza attı.
Nefesten kimlik analizi, boşanma öncesi arabuluculuk, empatiye davet ve “Yanlış öfke kontrolü şiddet doğuruyor” gibi projeleriyle seminerler veren Stratejist ve Analiz uzmanı Taner Akkuş; “Beyin resetleme” isimli projesi ile yine Türkiye’de bir ilke imza attı.
Unutmak istediğimiz yaşanmış ve istenmeyen kötü anılarımız beynimizin hafızasından artık silinebilecek.
“İSTENMEYEN HATIRALAR SİLİNEBİLECEK”
Hafızamızda kayıtlı olan ve hatırlandığında da bizleri olumsuz yönde etkileyen kötü anılar, yeni düşüncelerle yer değiştirilerek beynimizin resetlenebileceğini ifade eden Akkuş, “ Kötü biten ayrılık ve ortaklıklar, düşmanlık ve pişmanlıklar, kişisel ihtiraslar ve aklımıza her geldiğinde psikolojik olarak zihnimizi meşgul ederek zarar veren negatif hatıralardan artık kurtulabilinecek.
Tıp olarak TMS (Transkranial Manyetik Stimülasyon) vurumları, EMDR terapi teknikleri, hipnoz uygulamaları ve şok dalgaları gibi bazı yöntemler ile resetleme işlemi olsa da, bunlar travmatik ve yakın tarihte yaşanan acı anılara yönelik bir müdahaledir ancak. Doğal ve tabii yöntemlerle kişinin kendi çabası ile kendi kendine terapi uygulaması da içsel anlamda daha doğru bir yol olduğu görülebilecek” dedi.
“TÜM NEGATİF DÜŞÜNCELERDEN KURTULARAK BEYNİMİZ YENİLENECEK”
Akkuş, “Nöronal ağlar ile beyin belleğinde kayıtlı (anı formatı) bulunan negatif düşünceler ve yaşanmış kötü anılar silinerek beynimiz boşaltılabilecek. Açılan boş (hafıza) alanlara da, stratejik beş (5) metod üzerinden yeni anılar ile yer değiştirilecek. Böylece unutulmak istenilen tüm negatif düşüncelerden kurtularak beynimiz yenilenecek” şeklinde konuştu.
Her bir metodun kendi içinde tekniksel uygulama olduğunu söyleyen Akkuş, uygulamalı o’ beş (5) metodu şöyle sıraladı;
1) Size yanlış yapanları affetme metodu
Dolandırılma, Kandırılma, İftiraya uğrama, Yarı yolda bırakılma, Dedikoduya maruz kalma, Hasetlenilme, Kıskanılma, Kavga etme gibi vb. tarafımıza yönelik yapıldığına inandığımız yanlışları affederek, aklımızda bizi sürekli meşgul eden kin, garez, öfke ve sinirsel olgular ile beyin mekanizmasına gönderilen olumsuz sinyalleri durdurmak.
2) Kusurlarımızdan ders alma metodu
Başarısız stratejiler, Yanlış kararlar, Kötü söz söyleme, İftira atma, Kötü huylarımızla yüzleşme, Şiddet ve suça meyil gibi vb. olumsuz davranışlarımızdan vazgeçerek sergilediğimiz bu kusurlardan ders almak suretiyle, bir daha yapmamak üzere kendimize söz vermek.
3) Zaaflarımızla yüzleşme metodu
Uyuşturucu kullanmak, Paraya düşkünlük, Makam hırsı, Yalan söylemek, Narsistlik, Egoistlik, Hırsızlık, İhtiras, Kibir, Riya Gösteriş gibi zaaflar her zaman toplumda ki saygın kişiliğimizi düşürerek bizleri zor durumda bırakır. Bu nedenle toplum içinde söz sahipliliği ve saygınlığımızı kaybetme endişesi ile beynimizi kemirerek meşgul eden tüm “vicdani muhasebe” ile “kendini kınama” mücadelesinden kurtulmak.
4) Güvenli gıda ve ruhsal beslenme metodu
Şüpheli ve helal olmayan yiyecekleri yememe, GDO’larıyla oynanmış gıdalardan uzak durma, Günahları görme ve tövbe etme (zihinsel anlaşma), Kuran okuma ve dinleme (huzur ile yenilenme), Merhametli olma (yeni düşüncelere karar verme), Deniz dalgası seyretme/dinleme (düşünceleri bulma), Ney dinletisi (düşünceleri görme), Kitap okuma (yeni bilgiler edinme), Gündemi takip etmek (yeni düşünceler depolama), Hayvan sevgisi (şükür mekanizmasını çalıştırma) Huzur evi, hasta ve aile büyüklerimizi ziyaret etme gibi durumlarla da içsel ve manevi duygularımızı tedavi ederek, ruhsal ferahlılık üzerinden beynimizi rahatlatmak.
5) Alternatif tıp metodu
Nefes alma teknikleri (uygulama), Hacamat tedavisi (her yıl), Temiz oksijen (doğa gezileri), Spor ve çeşitli kültürel etkinlikler gibi vb. eylemler ile düzenli olarak beynimizi sağlıklı tutmak.
Uygulamalı (Ücretsiz) Seminerler dizisi
Ülke genelinde beyin resetlemenin (metotsal öğreti) doğru şekilde yapılmasına ilişkin ücretsiz seminerler dizisine başlayacaklarını belirten Akkuş, ilk eğitimin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çanakkale İl Müdürü Ersin Fırat ev sahipliğinde, uygulamalı tekniklerle psikolog eşliğinde başlayacağını bildirdi.
Nefesten kimlik analizi, boşanma öncesi arabuluculuk, empatiye davet ve “Yanlış öfke kontrolü şiddet doğuruyor” gibi projeleriyle seminerler veren Stratejist ve Analiz uzmanı Taner Akkuş; “Beyin resetleme” isimli projesi ile yine Türkiye’de bir ilke imza attı.
Unutmak istediğimiz yaşanmış ve istenmeyen kötü anılarımız beynimizin hafızasından artık silinebilecek.
“İSTENMEYEN HATIRALAR SİLİNEBİLECEK”
Hafızamızda kayıtlı olan ve hatırlandığında da bizleri olumsuz yönde etkileyen kötü anılar, yeni düşüncelerle yer değiştirilerek beynimizin resetlenebileceğini ifade eden Akkuş, “ Kötü biten ayrılık ve ortaklıklar, düşmanlık ve pişmanlıklar, kişisel ihtiraslar ve aklımıza her geldiğinde psikolojik olarak zihnimizi meşgul ederek zarar veren negatif hatıralardan artık kurtulabilinecek.
Tıp olarak TMS (Transkranial Manyetik Stimülasyon) vurumları, EMDR terapi teknikleri, hipnoz uygulamaları ve şok dalgaları gibi bazı yöntemler ile resetleme işlemi olsa da, bunlar travmatik ve yakın tarihte yaşanan acı anılara yönelik bir müdahaledir ancak. Doğal ve tabii yöntemlerle kişinin kendi çabası ile kendi kendine terapi uygulaması da içsel anlamda daha doğru bir yol olduğu görülebilecek” dedi.
“TÜM NEGATİF DÜŞÜNCELERDEN KURTULARAK BEYNİMİZ YENİLENECEK”
Akkuş, “Nöronal ağlar ile beyin belleğinde kayıtlı (anı formatı) bulunan negatif düşünceler ve yaşanmış kötü anılar silinerek beynimiz boşaltılabilecek. Açılan boş (hafıza) alanlara da, stratejik beş (5) metod üzerinden yeni anılar ile yer değiştirilecek. Böylece unutulmak istenilen tüm negatif düşüncelerden kurtularak beynimiz yenilenecek” şeklinde konuştu.
Her bir metodun kendi içinde tekniksel uygulama olduğunu söyleyen Akkuş, uygulamalı o’ beş (5) metodu şöyle sıraladı;
1) Size yanlış yapanları affetme metodu
Dolandırılma, Kandırılma, İftiraya uğrama, Yarı yolda bırakılma, Dedikoduya maruz kalma, Hasetlenilme, Kıskanılma, Kavga etme gibi vb. tarafımıza yönelik yapıldığına inandığımız yanlışları affederek, aklımızda bizi sürekli meşgul eden kin, garez, öfke ve sinirsel olgular ile beyin mekanizmasına gönderilen olumsuz sinyalleri durdurmak.
2) Kusurlarımızdan ders alma metodu
Başarısız stratejiler, Yanlış kararlar, Kötü söz söyleme, İftira atma, Kötü huylarımızla yüzleşme, Şiddet ve suça meyil gibi vb. olumsuz davranışlarımızdan vazgeçerek sergilediğimiz bu kusurlardan ders almak suretiyle, bir daha yapmamak üzere kendimize söz vermek.
3) Zaaflarımızla yüzleşme metodu
Uyuşturucu kullanmak, Paraya düşkünlük, Makam hırsı, Yalan söylemek, Narsistlik, Egoistlik, Hırsızlık, İhtiras, Kibir, Riya Gösteriş gibi zaaflar her zaman toplumda ki saygın kişiliğimizi düşürerek bizleri zor durumda bırakır. Bu nedenle toplum içinde söz sahipliliği ve saygınlığımızı kaybetme endişesi ile beynimizi kemirerek meşgul eden tüm “vicdani muhasebe” ile “kendini kınama” mücadelesinden kurtulmak.
4) Güvenli gıda ve ruhsal beslenme metodu
Şüpheli ve helal olmayan yiyecekleri yememe, GDO’larıyla oynanmış gıdalardan uzak durma, Günahları görme ve tövbe etme (zihinsel anlaşma), Kuran okuma ve dinleme (huzur ile yenilenme), Merhametli olma (yeni düşüncelere karar verme), Deniz dalgası seyretme/dinleme (düşünceleri bulma), Ney dinletisi (düşünceleri görme), Kitap okuma (yeni bilgiler edinme), Gündemi takip etmek (yeni düşünceler depolama), Hayvan sevgisi (şükür mekanizmasını çalıştırma) Huzur evi, hasta ve aile büyüklerimizi ziyaret etme gibi durumlarla da içsel ve manevi duygularımızı tedavi ederek, ruhsal ferahlılık üzerinden beynimizi rahatlatmak.
5) Alternatif tıp metodu
Nefes alma teknikleri (uygulama), Hacamat tedavisi (her yıl), Temiz oksijen (doğa gezileri), Spor ve çeşitli kültürel etkinlikler gibi vb. eylemler ile düzenli olarak beynimizi sağlıklı tutmak.
Uygulamalı (Ücretsiz) Seminerler dizisi
Ülke genelinde beyin resetlemenin (metotsal öğreti) doğru şekilde yapılmasına ilişkin ücretsiz seminerler dizisine başlayacaklarını belirten Akkuş, ilk eğitimin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çanakkale İl Müdürü Ersin Fırat ev sahipliğinde, uygulamalı tekniklerle psikolog eşliğinde başlayacağını bildirdi.
25 Şubat 2018 Pazar
Tarla kavgası katliama döndü
Bolu'nun Seben ilçesine bağlı Çeltikdere köyünde amca çocukları arasında arazi anlaşması nedeniyle çıkan kavgada, O.B.’nin tüfekle ateş ettiği 4 kişi öldü, 2 kişi ağır yaralandı.
Olay, saat 16.00 sıralarında, Seben’in Çeltikdere köyünde meydana geldi. İddiaya göre, köyde oturan O.B. ile kuzeni Ayhan Büyüktopaç arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle tartışma çıktı. Çıkan tartışmanın büyümesiyle O.B. yanında getirdiği tüfek ile Büyüktopaç Ailesi’ne ateş açtı. Saçmaların isabet ettiği Ayhan, Taşkın, Emine ve Zekiye Büyüktopaç olay yerinde yaşamını yitirdi. Soner ve Mehmet Büyüktopaç ise ağır yaralandı. Yaralılar, çağrılan 112 Acil ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Bolu’da bulunan hastanelere kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan yaralıların hayati tehlikelerinin bulunduğu öğrenildi.
Olayın ardından jandarmaya teslim olan O.B. gözaltına alındı. O.B.’nin de çıkan kavga sonucu vücuduna aldığı sopa darbeleri ile yaralandığı öğrenildi.
Seben Kaymakamı İdil Özdemir köye gelerek yaşanan katliamla ilgili bilgi aldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Olay, saat 16.00 sıralarında, Seben’in Çeltikdere köyünde meydana geldi. İddiaya göre, köyde oturan O.B. ile kuzeni Ayhan Büyüktopaç arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle tartışma çıktı. Çıkan tartışmanın büyümesiyle O.B. yanında getirdiği tüfek ile Büyüktopaç Ailesi’ne ateş açtı. Saçmaların isabet ettiği Ayhan, Taşkın, Emine ve Zekiye Büyüktopaç olay yerinde yaşamını yitirdi. Soner ve Mehmet Büyüktopaç ise ağır yaralandı. Yaralılar, çağrılan 112 Acil ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Bolu’da bulunan hastanelere kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan yaralıların hayati tehlikelerinin bulunduğu öğrenildi.
Olayın ardından jandarmaya teslim olan O.B. gözaltına alındı. O.B.’nin de çıkan kavga sonucu vücuduna aldığı sopa darbeleri ile yaralandığı öğrenildi.
Seben Kaymakamı İdil Özdemir köye gelerek yaşanan katliamla ilgili bilgi aldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
16 Şubat 2018 Cuma
Masözün çevresine de 'Emniyet müdürünü sevgilim yaptım, baskın yok" dediği öğrenildi
Fuhuş operasyonunda yakalanan bir masöz ifadesinde Kadıköy Emniyet Müdürü için "Baskın yapılmasın diye haftalık 7500 lira ödeme yapıyoruz" dedi. Masözün çevresine de 'Emniyet müdürünü sevgilim yaptım, baskın yok" dediği öğrenildi
İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün Hakan Ato çetesine yönelik düzenlediği ikinci dalga fuhuş operasyonunda, bir süre önce açığa alınan Kadıköy Emniyet Müdürü İbrahim Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 16 kişi gözaltına alındı.
8 Şubat’ta görevden alınan Kadıköy Emniyet Müdürü’ne kadar uzanan fuhuş operasyonuyla ilgili ilk adım, geçen ay atıldı. İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın talimatıyla İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, masaj ve güzellik salonları ile cilt bakım merkezlerinde kadınlara fuhuş yaptıran Hakan Ato ve çetesine yönelik operasyon düzenledi. Ato ve 16 çete üyesi gözaltına alındı, çok sayıda kadın çetenin elinden kurtarıldı. Hakan Ato tutuklandı.
Habertürk gazetesinde yer alan habere göre soruşturmada, çetenin bir polis müdürü, polis memurları ve kamu görevlileriyle iş birliği içerisine girdikleri, bu şekilde rahatlıkla faaliyetlerine devam ettikleri belirlendi. Şüpheliler ve tanıklık eden polis memurlarının ifadeleri, bu konudaki en önemli delil olarak soruşturma dosyasına girdi.
Bu delillerin ışığında, Hakan Ato çetesine yönelik ikinci operasyon dün sabaha karşı İstanbul merkezli 4 ilde eşzamanlı gerçekleşti. Organize Polisi, 8 Şubat tarihinde görevden alınan Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 11 polis memuru ile 1 kamu görevlisi ve çetenin tefecilik işlemlerini yöneten 3 kişiyi gözaltına alındı.
'EMNİYET MÜDÜRÜ İLE İLİŞKİYE GİRDİM'
Emniyet Müdürü Kocaoğlu’nun adının geçtiği soruşturma kapsamında, geçen ayki operasyondan sonra şüphelilerin ve tanıkların verdiği ifadelerine ulaşıldı. Masaj salonu ortaklarından bir kadın ifadesinde, emniyet müdürüyle ilişkiye girdiğini ve rüşvet verdiğini iddia etti. Soruşturma kapsamında serbest kalan Çiğdem B.’nin ifadesinde, şu iddialarda bulunduğu belirtildi:
“6-7 ay kadar önce Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne Müdür İbrahim Kocaoğlu ile tanışmaya gittim. Sohbet ettikten sonra ‘Sizinle görüşmek istediğim bir konu var ama burası uygun değil’ dedim. ‘Akşam yemekte görüşürüz’ dedi.”
'PARA OLAYINI DÜZENLİ HALE GETİRDİK'
Çiğdem B., daha sonra emniyet müdürü ile Kalamış’ta buluştuklarını, Şişli’deki evine giderek birlikte olduklarını da iddia etti. Çiğdem B. ifadesinde, rüşvet verdiği iddiasını ise şöyle anlattı:
“İbrahim Müdür’e ilk etapta işlettiğimiz salonlara göz yumması ve polis tarafından uygulama yapılmaması için 30.000 lira para, daha sonra 3 adet pahalı cep telefonu verdik. Ardından para verme olayını haftalık 7500 lira olarak düzenli hale getirdik.”
'ARTIK SALONA BASKIN YOK, VİDEOSUNU ÇEKTİM'
Şükrü B. adlı şüpheli, Çiğdem B.’nin, emniyet müdürü ile ilişkisini çevresine nasıl anlattığına dair şu ifadeyi verdi:
“Çiğdem B.’yi yıllardır tanırım. Masöz olarak çalışır. Niyazi Ato’nun ortağıdır. Masaj salonuna sürekli polis baskını yapıldığından kızlar tedirgindi. Bir gün Şişli’deki masaj salonuna Çiğdem keyifli şekilde geldi. ‘Kızlar emniyet müdürü sevgili yaptım. 4-5 gündür takılıyoruz. Cinsel birliktelik yaşadıktan sonra habersiz videosunu çektim. Bundan sonra Kadıköy’deki masaj salonumuza baskın yapılmayacak. Polis bizi idare edecek’ dedi. Hatta müdür, kendisinden habersiz salonlara baskın yapan polisleri sürgüne göndereceğini Çiğdem’e anlatmış.”
Tanıklık yapan bir polis memuru da Çiğdem B.’nin telefonda konuşurken karşısındaki kişiye, “Bizim bunlara verdiğimiz para az geldi” dediğini aktardı.
İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün Hakan Ato çetesine yönelik düzenlediği ikinci dalga fuhuş operasyonunda, bir süre önce açığa alınan Kadıköy Emniyet Müdürü İbrahim Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 16 kişi gözaltına alındı.
8 Şubat’ta görevden alınan Kadıköy Emniyet Müdürü’ne kadar uzanan fuhuş operasyonuyla ilgili ilk adım, geçen ay atıldı. İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın talimatıyla İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, masaj ve güzellik salonları ile cilt bakım merkezlerinde kadınlara fuhuş yaptıran Hakan Ato ve çetesine yönelik operasyon düzenledi. Ato ve 16 çete üyesi gözaltına alındı, çok sayıda kadın çetenin elinden kurtarıldı. Hakan Ato tutuklandı.
Habertürk gazetesinde yer alan habere göre soruşturmada, çetenin bir polis müdürü, polis memurları ve kamu görevlileriyle iş birliği içerisine girdikleri, bu şekilde rahatlıkla faaliyetlerine devam ettikleri belirlendi. Şüpheliler ve tanıklık eden polis memurlarının ifadeleri, bu konudaki en önemli delil olarak soruşturma dosyasına girdi.
Bu delillerin ışığında, Hakan Ato çetesine yönelik ikinci operasyon dün sabaha karşı İstanbul merkezli 4 ilde eşzamanlı gerçekleşti. Organize Polisi, 8 Şubat tarihinde görevden alınan Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 11 polis memuru ile 1 kamu görevlisi ve çetenin tefecilik işlemlerini yöneten 3 kişiyi gözaltına alındı.
'EMNİYET MÜDÜRÜ İLE İLİŞKİYE GİRDİM'
Emniyet Müdürü Kocaoğlu’nun adının geçtiği soruşturma kapsamında, geçen ayki operasyondan sonra şüphelilerin ve tanıkların verdiği ifadelerine ulaşıldı. Masaj salonu ortaklarından bir kadın ifadesinde, emniyet müdürüyle ilişkiye girdiğini ve rüşvet verdiğini iddia etti. Soruşturma kapsamında serbest kalan Çiğdem B.’nin ifadesinde, şu iddialarda bulunduğu belirtildi:
“6-7 ay kadar önce Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne Müdür İbrahim Kocaoğlu ile tanışmaya gittim. Sohbet ettikten sonra ‘Sizinle görüşmek istediğim bir konu var ama burası uygun değil’ dedim. ‘Akşam yemekte görüşürüz’ dedi.”
'PARA OLAYINI DÜZENLİ HALE GETİRDİK'
Çiğdem B., daha sonra emniyet müdürü ile Kalamış’ta buluştuklarını, Şişli’deki evine giderek birlikte olduklarını da iddia etti. Çiğdem B. ifadesinde, rüşvet verdiği iddiasını ise şöyle anlattı:
“İbrahim Müdür’e ilk etapta işlettiğimiz salonlara göz yumması ve polis tarafından uygulama yapılmaması için 30.000 lira para, daha sonra 3 adet pahalı cep telefonu verdik. Ardından para verme olayını haftalık 7500 lira olarak düzenli hale getirdik.”
'ARTIK SALONA BASKIN YOK, VİDEOSUNU ÇEKTİM'
Şükrü B. adlı şüpheli, Çiğdem B.’nin, emniyet müdürü ile ilişkisini çevresine nasıl anlattığına dair şu ifadeyi verdi:
“Çiğdem B.’yi yıllardır tanırım. Masöz olarak çalışır. Niyazi Ato’nun ortağıdır. Masaj salonuna sürekli polis baskını yapıldığından kızlar tedirgindi. Bir gün Şişli’deki masaj salonuna Çiğdem keyifli şekilde geldi. ‘Kızlar emniyet müdürü sevgili yaptım. 4-5 gündür takılıyoruz. Cinsel birliktelik yaşadıktan sonra habersiz videosunu çektim. Bundan sonra Kadıköy’deki masaj salonumuza baskın yapılmayacak. Polis bizi idare edecek’ dedi. Hatta müdür, kendisinden habersiz salonlara baskın yapan polisleri sürgüne göndereceğini Çiğdem’e anlatmış.”
Tanıklık yapan bir polis memuru da Çiğdem B.’nin telefonda konuşurken karşısındaki kişiye, “Bizim bunlara verdiğimiz para az geldi” dediğini aktardı.
2 Şubat 2018 Cuma
Cimri koca boşanma nedeni
Yargıtay'da maddi durumu iyi olmadığı halde eşine harçlık vermemeyi boşanma nedeni olarak kabul etti
Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi, “Aşırı hesaplı” ve “Cimrilik ölçüsündeki tutumluluktan” sonra durumu iyi olmayan eşe, maddi imkânları yerinde olduğu halde harçlık vermemeyi de boşanma nedeni kabul etti.
Hukuk Dairesi’nin mahkemeye gönderilen 13 Nisan 2017 tarihli kararında, “Ekonomik durumu yetersiz olan eşine, olanağı olduğu halde harçlık vermemek ekonomik şiddet olmakla boşanma sebebidir” denildi.
Çalışmayan ve maddi imkânları da olmayan eşe, istemesine rağmen harçlık bırakmamak Türk Medeni Kanunu’nun 166’ncı maddesine göre, “Evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmasına” gerekçeleri arasına girdi. Yargıtay, “Ekonomik durumu yetersiz olan eşine, olanağı olduğu halde harçlık vermemeyi” de “Ekonomik şiddet” olarak nitelendirdi.
(Hürriyet / Oya Armutçu)
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/cimri-koca-bosanma-nedeni/1273807
Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi, “Aşırı hesaplı” ve “Cimrilik ölçüsündeki tutumluluktan” sonra durumu iyi olmayan eşe, maddi imkânları yerinde olduğu halde harçlık vermemeyi de boşanma nedeni kabul etti.
Hukuk Dairesi’nin mahkemeye gönderilen 13 Nisan 2017 tarihli kararında, “Ekonomik durumu yetersiz olan eşine, olanağı olduğu halde harçlık vermemek ekonomik şiddet olmakla boşanma sebebidir” denildi.
Çalışmayan ve maddi imkânları da olmayan eşe, istemesine rağmen harçlık bırakmamak Türk Medeni Kanunu’nun 166’ncı maddesine göre, “Evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmasına” gerekçeleri arasına girdi. Yargıtay, “Ekonomik durumu yetersiz olan eşine, olanağı olduğu halde harçlık vermemeyi” de “Ekonomik şiddet” olarak nitelendirdi.
(Hürriyet / Oya Armutçu)
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/cimri-koca-bosanma-nedeni/1273807
1 Şubat 2018 Perşembe
2018 Hac kura sonuçları açıklandı
Diyanet İşleri'nin resmi internet sitesi üzerinden 2018 hac sonuçları açıklandı
Hac kura çekiliş sonuçları açıklandı. Milyonlarca hacı adayı tarafından merakla beklenen hac kura sonuçları saat 20.15 itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından erişime açıldı. Hacı adayları, TC kimlik numarası ve şifrelerini yazarak kuraları sorgulayabiliyorlar.
KURA SONUÇLARI İÇİN TIKLAYINIZ
http://hackurasonuc2018.diyanet.gov.tr/hackurasonuc/kurasorgu2018.aspx
KESİN KAYIT İÇİN SÜREÇ PAZARTESİ BAŞLAYACAK
Hac kura sonuçlarına göre 80 bin şanslı kişi arasında yer alan vatandaşlar, 05-16 Şubat tarihleri arasında 'Kesin kayıt yaptırabilir' belgesini internet üzerinden alabilecek. Belgeyi internet üzerinden nasıl edineceklerini bilmeyenler ise Müftülükler aracılığıyla bu belgeleri alabilecek.
KURADA İSMİ ÇIKMAYANLAR İÇİN İKİNCİ ŞANS
Kurada ismi çıkmayan adaylar, kesin kayıt döneminde kaydını yaptırmayan asil kişilerin yerine kura sırasına göre değerlendirilecek. Yedek olarak bekleyen Hacı adayları için ise bu süreç, 22 Şubat-02 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek.
İLK KAFİLE 17 TEMMUZ'DA YOLA ÇIKIYOR
Kayıtları netleşen Hacı adayları için ilk çıkış tarihi 17 Temmuz olurken son kafile 15 Ağustos 2018 tarihinde yola çıkacak. Dönüşler ise 25 Ağustos'ta başlayıp, 20 Eylül tarihinde sonlanacak.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/2018-hac-kura-sonuclari-aciklandi/1273759
Hac kura çekiliş sonuçları açıklandı. Milyonlarca hacı adayı tarafından merakla beklenen hac kura sonuçları saat 20.15 itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından erişime açıldı. Hacı adayları, TC kimlik numarası ve şifrelerini yazarak kuraları sorgulayabiliyorlar.
KURA SONUÇLARI İÇİN TIKLAYINIZ
http://hackurasonuc2018.diyanet.gov.tr/hackurasonuc/kurasorgu2018.aspx
KESİN KAYIT İÇİN SÜREÇ PAZARTESİ BAŞLAYACAK
Hac kura sonuçlarına göre 80 bin şanslı kişi arasında yer alan vatandaşlar, 05-16 Şubat tarihleri arasında 'Kesin kayıt yaptırabilir' belgesini internet üzerinden alabilecek. Belgeyi internet üzerinden nasıl edineceklerini bilmeyenler ise Müftülükler aracılığıyla bu belgeleri alabilecek.
KURADA İSMİ ÇIKMAYANLAR İÇİN İKİNCİ ŞANS
Kurada ismi çıkmayan adaylar, kesin kayıt döneminde kaydını yaptırmayan asil kişilerin yerine kura sırasına göre değerlendirilecek. Yedek olarak bekleyen Hacı adayları için ise bu süreç, 22 Şubat-02 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek.
İLK KAFİLE 17 TEMMUZ'DA YOLA ÇIKIYOR
Kayıtları netleşen Hacı adayları için ilk çıkış tarihi 17 Temmuz olurken son kafile 15 Ağustos 2018 tarihinde yola çıkacak. Dönüşler ise 25 Ağustos'ta başlayıp, 20 Eylül tarihinde sonlanacak.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/2018-hac-kura-sonuclari-aciklandi/1273759
31 Ocak 2018 Çarşamba
Hacı aday sayısı 2 milyonu aştı
Türkiye'den hacca gitmek isteyen ve bu yıl ilk kez kayıt yaptıran 316 bin 857 kişiyle toplam hacı adayı sayısı 2 milyonu aştı.
Türkiye'den hacca gitmek için bu yıl 316 bin 857 kişi yeni kayıt yaptırdı. Daha önce başvuranlarla birlikte hac görevini yapmak isteyenlerin sayısı 2 milyonu aştı. Hac görevini yerine getirmek isteyen 316 bin 857 kişi bu yıl ilk kez kayıt yaptırdı.
Daha önce kayıt yaptıran, kayıtlarını bu yıl da yenilemesi beklenen 1 milyon 804 bin 110 hacı adayına bu yıl 316 bin 857 kişinin eklenmesiyle, hacı adayı sayısı 2 milyonu aştı.
Sonuçlar Başkanlığın sitesinden sorgulanabilecek
Toplam 2 milyon 120 bin 967 kişinin katılacağı bu yılki hac kurası, yarın saat 11.00'de Diyanet İşleri Başkanlığı konferans salonunda, bilgisayar ortamında, basın ve kamuoyuna açık yapılacak.
Kura, hacı adaylarının kayıt yaptırdığı iller bazında, "normal, müstakil odalı ve otel" konaklama türlerinde çekilecek. Asıl ve yedek tasnifinin yapılmayacağı kurada, Diyanet ve acente ayrımına da gidilmeyecek.
Umrede görev almayan kişiler görevlendirilmeyecek
Öte yandan bu yıl da hacı adaylarına, umre ya da hac döneminde görev yapan kişiler arasından seçilecek din görevlileri rehberlik edecek.
Diyanet İşleri Başkanlığı, umre ya da hac döneminde hizmet etmeyen kişileri hacda görevlendirmeyecek.
Hac kesin kayıtları
Hac kesin kayıtları, 5-16 Şubat'ta, her ilde ve her bir hac konaklama türünde yapılacak.
Belirlenen kayıt süresi içerisinde kesin kayıt yaptırmayanların yerine, hac konaklama türlerine göre kura sırası gözetilerek 22 Şubat-2 Mart'ta dağıtılan kontenjanlar çerçevesinde kayıtlar alınacak.
İlk hac kafilesinin 17 Temmuz'da, son hac kafilesinin 15 Ağustos'ta gideceği kutsal topraklardan dönüşler, 25 Ağustos-20 Eylül'de gerçekleşecek.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/haci-aday-sayisi-2-milyonu-asti/1273311
Türkiye'den hacca gitmek için bu yıl 316 bin 857 kişi yeni kayıt yaptırdı. Daha önce başvuranlarla birlikte hac görevini yapmak isteyenlerin sayısı 2 milyonu aştı. Hac görevini yerine getirmek isteyen 316 bin 857 kişi bu yıl ilk kez kayıt yaptırdı.
Daha önce kayıt yaptıran, kayıtlarını bu yıl da yenilemesi beklenen 1 milyon 804 bin 110 hacı adayına bu yıl 316 bin 857 kişinin eklenmesiyle, hacı adayı sayısı 2 milyonu aştı.
Sonuçlar Başkanlığın sitesinden sorgulanabilecek
Toplam 2 milyon 120 bin 967 kişinin katılacağı bu yılki hac kurası, yarın saat 11.00'de Diyanet İşleri Başkanlığı konferans salonunda, bilgisayar ortamında, basın ve kamuoyuna açık yapılacak.
Kura, hacı adaylarının kayıt yaptırdığı iller bazında, "normal, müstakil odalı ve otel" konaklama türlerinde çekilecek. Asıl ve yedek tasnifinin yapılmayacağı kurada, Diyanet ve acente ayrımına da gidilmeyecek.
Umrede görev almayan kişiler görevlendirilmeyecek
Öte yandan bu yıl da hacı adaylarına, umre ya da hac döneminde görev yapan kişiler arasından seçilecek din görevlileri rehberlik edecek.
Diyanet İşleri Başkanlığı, umre ya da hac döneminde hizmet etmeyen kişileri hacda görevlendirmeyecek.
Hac kesin kayıtları
Hac kesin kayıtları, 5-16 Şubat'ta, her ilde ve her bir hac konaklama türünde yapılacak.
Belirlenen kayıt süresi içerisinde kesin kayıt yaptırmayanların yerine, hac konaklama türlerine göre kura sırası gözetilerek 22 Şubat-2 Mart'ta dağıtılan kontenjanlar çerçevesinde kayıtlar alınacak.
İlk hac kafilesinin 17 Temmuz'da, son hac kafilesinin 15 Ağustos'ta gideceği kutsal topraklardan dönüşler, 25 Ağustos-20 Eylül'de gerçekleşecek.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/haci-aday-sayisi-2-milyonu-asti/1273311
27 Ocak 2018 Cumartesi
Bulunan eşyayı kullanma suçu!
İlla ki hayatımızda bir şeyle kaybetmişiz, bir şeyler bulmuşuzdur. Bulunan şeylerin değeri yüksek ise ve bulan da bunları kullanmadan yetkili makamlara, sahibine teslim etmişse, haberlere bile konu olur. Öyle ya, aslında herkeste olması gereken başkasına ait olanından yararlanmama ahlakı, 220 - 300 bin TL değerinde nakit para, altın bulunca, kayboluyor gidiyor. Adam değerli bir eşya veya para buluyor, bu sefer ahlaki değerini kaybediyor.
Aslında ahlaki yönü bir tarafa, sahibine iade etmeksizin ya da yetkili mercileri haberdar etmeksizin bulunan eşyayı, eşyanın sahibi gibi kullanmak Türk Ceza Kanunu’nda da özel bir suç olarak düzenlenmiş.
Örnek bir olayda, kuaföre giden müşteri cep telefonunu orada unutup gider. Nerede unuttuğunu hatırlayamaz. Tüm çabalarına rağmen bulamaz. Çalınmış olacağını düşünerek savcılığa şikâyet dilekçesi verir. Yapılan teknik takip sonucu, telefonu gitmiş olduğu kuafördeki bir çalışanın kullandığı tespit edilir. Dava açılır. Kuaför çalışanı, cep telefonunu sahipsiz olarak bulduğunu ve çevreden araştırmasına rağmen sahibini bulamayınca kullanmaya başladığını söyler.
Hesaba yanlış para gelirse
Oysa herkesin bulduğu eşyayı, sahibine iade etmesi, sahibini bulamıyorsa yetkili mercilere teslim etme, bulduğu eşya kendisine aitmiş gibi kullanmama görevi ve yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde, TCK’nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu işlemiş olur.
Aman dikkat, değeri düşük de olsa bir eşya bulursanız, onu kullanmayın, sahibini bulamıyorsanız yetkili mercilere teslim edin, aksi takdirde durup dururken, farkına varmadan suç işlemiş olmayın.
Aklınıza, banka hesabıma yanlışlıkla gelen parayı, “Mali sıkıntıdaydım, o an çok ihtiyacım vardı, sahibine iade etmedim, kullandım, suç işlemiş olur muyum?” sorusu gelebilir! Size bir karşı soruyla cevap vereyim: Birisinin, evinizde, iş yerinizde unuttuğu için bulduğunuz eşya ile hesabınızda başkasına ait olan bir parayı bulmanız arasında bir fark var mıdır?
Haftaya görüşmek dileğiyle, adil ve hakkaniyetli günler dilerim!
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139
Aslında ahlaki yönü bir tarafa, sahibine iade etmeksizin ya da yetkili mercileri haberdar etmeksizin bulunan eşyayı, eşyanın sahibi gibi kullanmak Türk Ceza Kanunu’nda da özel bir suç olarak düzenlenmiş.
Örnek bir olayda, kuaföre giden müşteri cep telefonunu orada unutup gider. Nerede unuttuğunu hatırlayamaz. Tüm çabalarına rağmen bulamaz. Çalınmış olacağını düşünerek savcılığa şikâyet dilekçesi verir. Yapılan teknik takip sonucu, telefonu gitmiş olduğu kuafördeki bir çalışanın kullandığı tespit edilir. Dava açılır. Kuaför çalışanı, cep telefonunu sahipsiz olarak bulduğunu ve çevreden araştırmasına rağmen sahibini bulamayınca kullanmaya başladığını söyler.
Hesaba yanlış para gelirse
Oysa herkesin bulduğu eşyayı, sahibine iade etmesi, sahibini bulamıyorsa yetkili mercilere teslim etme, bulduğu eşya kendisine aitmiş gibi kullanmama görevi ve yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde, TCK’nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu işlemiş olur.
Aman dikkat, değeri düşük de olsa bir eşya bulursanız, onu kullanmayın, sahibini bulamıyorsanız yetkili mercilere teslim edin, aksi takdirde durup dururken, farkına varmadan suç işlemiş olmayın.
Aklınıza, banka hesabıma yanlışlıkla gelen parayı, “Mali sıkıntıdaydım, o an çok ihtiyacım vardı, sahibine iade etmedim, kullandım, suç işlemiş olur muyum?” sorusu gelebilir! Size bir karşı soruyla cevap vereyim: Birisinin, evinizde, iş yerinizde unuttuğu için bulduğunuz eşya ile hesabınızda başkasına ait olan bir parayı bulmanız arasında bir fark var mıdır?
Haftaya görüşmek dileğiyle, adil ve hakkaniyetli günler dilerim!
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139
Bir ay evliliğe ömür boyu nafaka adil mi?
Milliyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Ulusoy bugünkü yazısında boşanma ve nafaka konusuna ilginç bir noktadan yaklaşmış. İşte o yazı...
Boşanmada hangi taraf daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecek ise ona nafaka bağlanabilir. Yoksulluk nafakası süresiz olabilir. 1 ay evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesi adil mi, bir bakalım
Aile, Türk toplumunun temelidir. Türk toplumunda aile çok önemlidir. Öyle ki kişiliğimize bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerimiz, ailemize karşı ödev ve sorumluluklarımızı da kapsar. Anayasamızın 12’nci maddesi öyle diyor.
Anayasa’ya göre aile eşler arasında eşitliğe dayanır. Ancak bu eşitlik, evlilik sona erince ortadan kalkar ve dayanışmaya dönüşür. Boşanma sonunda karı veya kocadan birisi yoksulluğa düşecek ise, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Buna hukuk dilinde “yoksulluk nafakası” deriz. Tabii, “yoksulluk nafakası”nın bir şartı nafaka talep eden karı veya kocanın, boşanmada diğer taraftan daha kusurlu olmaması. Hangi taraf boşanmada daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecekse, ona mahkeme kararıyla nafaka bağlanabilir.
Sorun nerede başlıyor?
Buraya kadar sorun yok. Ama Türk Medeni Kanunu madde 175, yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebileceğini öngörüyor. İşte sorun burada başlıyor. Düşünün, karı koca 25-30 yaşlarında evlenmişler, 1-2 yıl evli kalmışlar. Çeşitli sebeplerle evlilik yürümemiş ve mahkeme boşanmalarına karar vermiş. Daha az kusurlu olan ve boşanmayla yoksulluğa düşen taraf istediği için, mahkeme süresiz nafakaya hükmetmiş.
Şimdi soralım, bir kişi boşanmada daha çok kusurlu olsa ve boşandıktan sonra eşi “yoksulluğa düşeceği” için ömür boyu eşine nafaka ödemesi adil midir?
Belirli bir yaştan sonra kalan ömrü boyunca emekli maaşı hak etmek için en az 20 - 25 yıl çalışmak zorunda insanlar. Ama birkaç ay, birkaç yıl evli kaldıktan sonra boşanma olursa, emekli yaşını doldurma gibi bir süre dahi beklemeden, ömrün kalan kısmı yoksulluk nafakası ödenmesi bence adil de değil, hakkaniyete de aykırı.
İştirak nafakası süreli
Hatta daha da ilerisi, boşandıktan sonra dahi anne-babalık bağı devam eden çocuğa belirli bir süre iştirak nafakası ödenirken, karı koca ilişkisi, aile ilişkisi sona ermiş eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödenmesi sizce ne kadar doğru?
Mağduru koruyalım derken başka mağdur yaratmayalım
1-2 yıl evli kalmış bir kişi, ömür boyu “yoksulluk nafakası” bağlansa da mesleğini icra etmeyi ve hayatını çalışarak kendi emeğiyle kazanmayı tercih etmeli ve buna teşvik edilmeli. Eğer bir mesleği yoksa, bir meslek edinmek için kendisine belirli bir süre verilmeli.
Kısaca Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesindeki süresiz nafaka hususu, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan ve daha az kusurlu olan tarafa süresiz nafaka ödenerek, onu çalışmayan, üretmeyen bir birey olmaya, ömrünün kalan kısmını birkaç yıl evli kaldığı eşinden ömür boyu alacağı nafakayla geçirmeye teşvik etmektedir.
Ve böylece kanaatimce nafaka bağlanan eş boşanmada daha az kusurlu olmasına rağmen, boşandıktan sonra çalışmayarak, bir meslek edinmeyerek topluma karşı daha kusurlu hale gelmektedir.
Boşanan eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödemek zorunda kalan, nafakayı ödeyemediği için mağdur olan, hapis cezasına mahkûm olan binlerce mağdur vardır. Biz bazen bir mağduru koruyalım derken, kantarın topunu fazla kaçırıp, mağdur olanın kendi mağdurlarını yaratmayı başarma, mağdur olan ile mağdur edeni yer değiştirme yeteneğine sahibiz.
Hani ille de bu kuralı aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nun orijinal hükmünün aynısını alalım demiyoruz, ama üreten, bireylerin eşitliği ilkesine dayalı toplumlarda olduğu gibi, kendi toplumsal ve sosyal koşullarımıza göre milli ve yerli olguları dikkate alarak, TMK madde 175 hükmünü değiştirerek süreli yoksulluk nafakasının ve koşullarının yasaya bağlanması birçok mağduriyeti giderecektir.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139
Boşanmada hangi taraf daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecek ise ona nafaka bağlanabilir. Yoksulluk nafakası süresiz olabilir. 1 ay evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesi adil mi, bir bakalım
Aile, Türk toplumunun temelidir. Türk toplumunda aile çok önemlidir. Öyle ki kişiliğimize bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerimiz, ailemize karşı ödev ve sorumluluklarımızı da kapsar. Anayasamızın 12’nci maddesi öyle diyor.
Anayasa’ya göre aile eşler arasında eşitliğe dayanır. Ancak bu eşitlik, evlilik sona erince ortadan kalkar ve dayanışmaya dönüşür. Boşanma sonunda karı veya kocadan birisi yoksulluğa düşecek ise, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Buna hukuk dilinde “yoksulluk nafakası” deriz. Tabii, “yoksulluk nafakası”nın bir şartı nafaka talep eden karı veya kocanın, boşanmada diğer taraftan daha kusurlu olmaması. Hangi taraf boşanmada daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecekse, ona mahkeme kararıyla nafaka bağlanabilir.
Sorun nerede başlıyor?
Buraya kadar sorun yok. Ama Türk Medeni Kanunu madde 175, yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebileceğini öngörüyor. İşte sorun burada başlıyor. Düşünün, karı koca 25-30 yaşlarında evlenmişler, 1-2 yıl evli kalmışlar. Çeşitli sebeplerle evlilik yürümemiş ve mahkeme boşanmalarına karar vermiş. Daha az kusurlu olan ve boşanmayla yoksulluğa düşen taraf istediği için, mahkeme süresiz nafakaya hükmetmiş.
Şimdi soralım, bir kişi boşanmada daha çok kusurlu olsa ve boşandıktan sonra eşi “yoksulluğa düşeceği” için ömür boyu eşine nafaka ödemesi adil midir?
Belirli bir yaştan sonra kalan ömrü boyunca emekli maaşı hak etmek için en az 20 - 25 yıl çalışmak zorunda insanlar. Ama birkaç ay, birkaç yıl evli kaldıktan sonra boşanma olursa, emekli yaşını doldurma gibi bir süre dahi beklemeden, ömrün kalan kısmı yoksulluk nafakası ödenmesi bence adil de değil, hakkaniyete de aykırı.
İştirak nafakası süreli
Hatta daha da ilerisi, boşandıktan sonra dahi anne-babalık bağı devam eden çocuğa belirli bir süre iştirak nafakası ödenirken, karı koca ilişkisi, aile ilişkisi sona ermiş eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödenmesi sizce ne kadar doğru?
Mağduru koruyalım derken başka mağdur yaratmayalım
1-2 yıl evli kalmış bir kişi, ömür boyu “yoksulluk nafakası” bağlansa da mesleğini icra etmeyi ve hayatını çalışarak kendi emeğiyle kazanmayı tercih etmeli ve buna teşvik edilmeli. Eğer bir mesleği yoksa, bir meslek edinmek için kendisine belirli bir süre verilmeli.
Kısaca Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesindeki süresiz nafaka hususu, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan ve daha az kusurlu olan tarafa süresiz nafaka ödenerek, onu çalışmayan, üretmeyen bir birey olmaya, ömrünün kalan kısmını birkaç yıl evli kaldığı eşinden ömür boyu alacağı nafakayla geçirmeye teşvik etmektedir.
Ve böylece kanaatimce nafaka bağlanan eş boşanmada daha az kusurlu olmasına rağmen, boşandıktan sonra çalışmayarak, bir meslek edinmeyerek topluma karşı daha kusurlu hale gelmektedir.
Boşanan eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödemek zorunda kalan, nafakayı ödeyemediği için mağdur olan, hapis cezasına mahkûm olan binlerce mağdur vardır. Biz bazen bir mağduru koruyalım derken, kantarın topunu fazla kaçırıp, mağdur olanın kendi mağdurlarını yaratmayı başarma, mağdur olan ile mağdur edeni yer değiştirme yeteneğine sahibiz.
Hani ille de bu kuralı aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nun orijinal hükmünün aynısını alalım demiyoruz, ama üreten, bireylerin eşitliği ilkesine dayalı toplumlarda olduğu gibi, kendi toplumsal ve sosyal koşullarımıza göre milli ve yerli olguları dikkate alarak, TMK madde 175 hükmünü değiştirerek süreli yoksulluk nafakasının ve koşullarının yasaya bağlanması birçok mağduriyeti giderecektir.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/bir-ay-evlilige-omur-boyu-nafaka-adil-mi/1272139
25 Ocak 2018 Perşembe
Hacı adaylarının dikkatine! İşte kura tarihi
Hac kuraları, 1 Şubat 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda çekilecek
Hac ibadetini yerine getirmek isteyen hacı adayları, geçtiğimiz günlerde hac kayıtlarını tamamladı ve yapılacak olan hac kuraları için bekleyişe geçti. Yapılacak olan kura çekimiyle birlikte 2018 yılında hacca gidecek olan vatandaşlar belirlenecek.
Hac kuraları, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilecek ve çıkan isimler, hacca gitmeye hak kazanacak. Daha sonra işlemler tamamlanacak ve hacı adayları kutsal topraklar için yola çıkacak.
2018 yılı hac kuraları, 1 Şubat 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda çekilecek. Böylece 2 milyonu aşkın hacı adayı, kura çekiminde kendi adının çıkmasını bekleyecek.
2017 YILINDA 2 MİLYONU AŞKIN HACI ADAYI KURAYA KATILDI
Kutsal topraklara gidebilmek için geçtiğimiz yıl eski başvurularla birlikte toplam başvuru yapan vatandaşların sayısı 2 milyonu aşmıştı. Bu yıl bu sayının daha fazla olması bekleniyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2017 yılında Suudi yetkililerle imzaladığı protokolle birlikte ülkemizden kutsal topraklara gidecek kişi sayısı 80 bine çıkarılmıştı.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/haci-adaylarinin-dikkatine-iste-kura-tarihi/1271525
Hac ibadetini yerine getirmek isteyen hacı adayları, geçtiğimiz günlerde hac kayıtlarını tamamladı ve yapılacak olan hac kuraları için bekleyişe geçti. Yapılacak olan kura çekimiyle birlikte 2018 yılında hacca gidecek olan vatandaşlar belirlenecek.
Hac kuraları, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilecek ve çıkan isimler, hacca gitmeye hak kazanacak. Daha sonra işlemler tamamlanacak ve hacı adayları kutsal topraklar için yola çıkacak.
2018 yılı hac kuraları, 1 Şubat 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda çekilecek. Böylece 2 milyonu aşkın hacı adayı, kura çekiminde kendi adının çıkmasını bekleyecek.
2017 YILINDA 2 MİLYONU AŞKIN HACI ADAYI KURAYA KATILDI
Kutsal topraklara gidebilmek için geçtiğimiz yıl eski başvurularla birlikte toplam başvuru yapan vatandaşların sayısı 2 milyonu aşmıştı. Bu yıl bu sayının daha fazla olması bekleniyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2017 yılında Suudi yetkililerle imzaladığı protokolle birlikte ülkemizden kutsal topraklara gidecek kişi sayısı 80 bine çıkarılmıştı.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/haci-adaylarinin-dikkatine-iste-kura-tarihi/1271525
Milyon dolarlık ahlaksız teklif
David Beckham'ın en popüler olduğu dönemlerde, çocuklarının bakıcısına farklı firmalardan ahlaksız teklifler geldiği ortaya çıktı.
David Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde, İngiliz yıldızın çocuklarının bakıcılığını yapan Rebecca Loos, o dönemde Beckham ile seks yapması karşılığında tam bir milyon dolar önerildiğini belirtildi.
1 MİLYON DOLAR TEKLİF EDİLMİŞ
Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde şehirdeki en popüler insanlardan biri olduğunu hatırlatan Loos: ”O dönemde David’in çocuklarına bakıcılık yapıyordum. Birçok farklı insan ve kurumdan şantaj için teklif aldım. Bir milyon dolar teklif eden bile oldu.” dedi.
Loos, bu kurum veya kişilerin Beckham ile yapacaklarını videoya alma şartı koştuğunu da belirterek bu tekliflere inanamadığını belirtti. Loos, ”İnsanlar neden böyle bir şey yapar anlamıyorum, o dönem benim için çok kötü geçmişti. Anlam veremiyordum bazı şeylere.” açıklamasını yaptı.
Şimdi 40 yaşında olan Loos, yoga ve resim sanatı ile uğraşıyor.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/milyon-dolarlik-ahlaksiz-teklif/1271457
David Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde, İngiliz yıldızın çocuklarının bakıcılığını yapan Rebecca Loos, o dönemde Beckham ile seks yapması karşılığında tam bir milyon dolar önerildiğini belirtildi.
1 MİLYON DOLAR TEKLİF EDİLMİŞ
Beckham’ın Real Madrid’de oynadığı dönemde şehirdeki en popüler insanlardan biri olduğunu hatırlatan Loos: ”O dönemde David’in çocuklarına bakıcılık yapıyordum. Birçok farklı insan ve kurumdan şantaj için teklif aldım. Bir milyon dolar teklif eden bile oldu.” dedi.
Loos, bu kurum veya kişilerin Beckham ile yapacaklarını videoya alma şartı koştuğunu da belirterek bu tekliflere inanamadığını belirtti. Loos, ”İnsanlar neden böyle bir şey yapar anlamıyorum, o dönem benim için çok kötü geçmişti. Anlam veremiyordum bazı şeylere.” açıklamasını yaptı.
Şimdi 40 yaşında olan Loos, yoga ve resim sanatı ile uğraşıyor.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/milyon-dolarlik-ahlaksiz-teklif/1271457
21 Ocak 2018 Pazar
İngiltere'de 'yalnızlıktan sorumlu' bir bakanlık kuruluyor
İngiltere'de başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada yalnızlıktan sorumlu bir bakanlığın kurulduğu açıklandı.
Muhafazakar Parti'den milletvekili Tracey Crouch'un yalnızlık bakanı olarak atanacağı belirtildi.
Bu projenin temellerini 2016 yılında aşırı sağcı bir kişi tarafından öldürülen İşçi Parti milletvekili Jo Cox atmıştı.
Başbakan Theresa May, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Jo Cox, ülkedeki yalnızlığın ne seviyede olduğunu anlamış ve kendini bu durumdan muzdarip olanlara yardım etmeye adamıştı" dedi.
May, yeni bakanlığın Cox'un mirasına sahip çıkarak bu konuda çalışan sivil toplum örgütleriyle beraber çalışacağını dile getirdi.
Göreve atanan bakan Crouch ise "Bu konu Jo'nun tutkuyla ilgilendiği bir meseleydi, biz de anısına sahip çıkmak ve İngiltere'de yalnızlıktan ötürü acı çeken milyonlarca kişiye yardım etmek için elimizden geleni yapacağız" dedi.
Aynı zamanda Ulusal İstatistik Ofisi'nin yalnızlığın doğru ölçümü için bir yöntem geliştireceği aktarıldı.
Sigara içmek kadar zararlı
Yalnızlığın İngiltere'de 9 milyon kişiyi etkilediği düşünülüyor.
2017 yılında yayımlanan bir rapor, yalnızlığın günde 15 adet sigara içmek kadar kötü olduğunu ortaya koymuştu.
İngiltere'de ulusal sağlık sisteminden sorumlu olan NHS'nin bakım biriminin yöneticilerinden Prof. Jane Cummings, soğuk hava ve yalnızlığın kış aylarında öldürücü olabileceğini söyüyor.
75 yaşından büyük olan nüfusun 2 milyona tekabül eden yaklaşık yarısının yalnız yaşadığı düşünülüyor; çoğu günlerce bazen haftalarca hiçbir sosyal temas kurmadan yaşadığını belirtiyor.
Alıntı:
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261?ocid=socialflow_facebook
Muhafazakar Parti'den milletvekili Tracey Crouch'un yalnızlık bakanı olarak atanacağı belirtildi.
Bu projenin temellerini 2016 yılında aşırı sağcı bir kişi tarafından öldürülen İşçi Parti milletvekili Jo Cox atmıştı.
Başbakan Theresa May, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Jo Cox, ülkedeki yalnızlığın ne seviyede olduğunu anlamış ve kendini bu durumdan muzdarip olanlara yardım etmeye adamıştı" dedi.
May, yeni bakanlığın Cox'un mirasına sahip çıkarak bu konuda çalışan sivil toplum örgütleriyle beraber çalışacağını dile getirdi.
Göreve atanan bakan Crouch ise "Bu konu Jo'nun tutkuyla ilgilendiği bir meseleydi, biz de anısına sahip çıkmak ve İngiltere'de yalnızlıktan ötürü acı çeken milyonlarca kişiye yardım etmek için elimizden geleni yapacağız" dedi.
Aynı zamanda Ulusal İstatistik Ofisi'nin yalnızlığın doğru ölçümü için bir yöntem geliştireceği aktarıldı.
Sigara içmek kadar zararlı
Yalnızlığın İngiltere'de 9 milyon kişiyi etkilediği düşünülüyor.
2017 yılında yayımlanan bir rapor, yalnızlığın günde 15 adet sigara içmek kadar kötü olduğunu ortaya koymuştu.
İngiltere'de ulusal sağlık sisteminden sorumlu olan NHS'nin bakım biriminin yöneticilerinden Prof. Jane Cummings, soğuk hava ve yalnızlığın kış aylarında öldürücü olabileceğini söyüyor.
75 yaşından büyük olan nüfusun 2 milyona tekabül eden yaklaşık yarısının yalnız yaşadığı düşünülüyor; çoğu günlerce bazen haftalarca hiçbir sosyal temas kurmadan yaşadığını belirtiyor.
Alıntı:
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261?ocid=socialflow_facebook
10 Ocak 2018 Çarşamba
Türkiye’de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmaması
İstanbul Müftüsü Yılmaz, Türkiye'de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmamasının gerçekten ciddi bir problem olduğunu söyledi
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev alan müftü ve vaizlerin yetiştirildiği Pendik Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi'ndeki "Yol Ahlakı" konulu konferansta bir konuşma yaptı. Türkiye'de cemaat ve tarikatların denetlenmediğine dikkati çeken Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Denetlenebilir olmak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en büyük avantajıdır. Bugün Türkiye’de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmaması gerçekten bir problemdir. Osmanlı döneminde devlet bu tip tarikat yapılarını denetlemeyi gündemine almıştır. Çünkü onlardan çok çekmiştir. 1402 yılında Ankara Savaşı'ndan sonra Şeyh Bedreddin vakası Osmanlı’nın başına 10-15 yıllık bir sıkıntı meydana getirmiştir. Şeyhliği şahlığa çevirmek isteyen bu zat, Osmanlı’ya bir fetret dönemi yaşatmıştır. Osmanlı, bunun farkındadır. Bu yüzden meşihat makamının içerisinde birimler kurarak, tarikatları kontrol etmek istemiştir. Diyanet’in algısı da budur."
‘MEÇHUL, GÖLGELİ KALMASI PROBLEM’
“Diyanet şeffaf bir kurumdur; hedefleri, amaçları, imkânları bellidir” diyen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti: “Bu şeffaflık ve denetlenebilirlik özelliğimizi sürdürmeliyiz. Hatta cemaatlerin de bu konuma gelmesinde ısrarcı olmalıyız. Zaten şu anda arzu edilen ve beklenen durum budur. 15 Temmuz’dan sonra yaptığımız Din İşleri Yüksek Kurulu olağanüstü toplantısında böyle bir karar alınmıştı. Türkiye’de bu yapıların denetlenmesi için Meclis-i Meşayih benzeri bir kurum kurulmalı ve bunları denetleyebilmeli. Neyi denetleyecek? Mensuplarını denetleyecek, kaç kişi bunlar? Ekonomik şeffaflığını denetleyecek. Hedefleri nelerdir bunların, onlara bakacak. Bu yapıların meçhul, gölgeli kalması problemdir.”
‘KONUŞAN BİR DİYANET OLMALIYIZ’
Dini Terimler Sözlüğü’ndeki “buluğ” kelimesinden yola çıkarak 9-12 yaşlar arasındaki küçük kız çocuklarıyla evlenilebileceği yorumları yapılarak Diyanet camiasına yönelik olumsuz haberler çıktığını hatırlatan Yılmaz, “Diyanet olarak çok paniğe kapılmamamız gerekiyor. ‘Buluğun, namaz vb. dini vecibeler için önem arz ettiğini söyleyip, dolayısıyla burada anlatılan budur’ diyebilirdik. Onun için konuşan ama konuştuğunda da ses getiren ve yenilenen bir Diyanet olmak zorundayız. Model alan değil, model olan bir Diyanet olmak durumundayız” dedi.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/istanbul-muftusunden-tarikat-cikisi/1267220
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev alan müftü ve vaizlerin yetiştirildiği Pendik Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi'ndeki "Yol Ahlakı" konulu konferansta bir konuşma yaptı. Türkiye'de cemaat ve tarikatların denetlenmediğine dikkati çeken Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Denetlenebilir olmak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en büyük avantajıdır. Bugün Türkiye’de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın şeffaf ve denetlenebilir olmaması gerçekten bir problemdir. Osmanlı döneminde devlet bu tip tarikat yapılarını denetlemeyi gündemine almıştır. Çünkü onlardan çok çekmiştir. 1402 yılında Ankara Savaşı'ndan sonra Şeyh Bedreddin vakası Osmanlı’nın başına 10-15 yıllık bir sıkıntı meydana getirmiştir. Şeyhliği şahlığa çevirmek isteyen bu zat, Osmanlı’ya bir fetret dönemi yaşatmıştır. Osmanlı, bunun farkındadır. Bu yüzden meşihat makamının içerisinde birimler kurarak, tarikatları kontrol etmek istemiştir. Diyanet’in algısı da budur."
‘MEÇHUL, GÖLGELİ KALMASI PROBLEM’
“Diyanet şeffaf bir kurumdur; hedefleri, amaçları, imkânları bellidir” diyen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti: “Bu şeffaflık ve denetlenebilirlik özelliğimizi sürdürmeliyiz. Hatta cemaatlerin de bu konuma gelmesinde ısrarcı olmalıyız. Zaten şu anda arzu edilen ve beklenen durum budur. 15 Temmuz’dan sonra yaptığımız Din İşleri Yüksek Kurulu olağanüstü toplantısında böyle bir karar alınmıştı. Türkiye’de bu yapıların denetlenmesi için Meclis-i Meşayih benzeri bir kurum kurulmalı ve bunları denetleyebilmeli. Neyi denetleyecek? Mensuplarını denetleyecek, kaç kişi bunlar? Ekonomik şeffaflığını denetleyecek. Hedefleri nelerdir bunların, onlara bakacak. Bu yapıların meçhul, gölgeli kalması problemdir.”
‘KONUŞAN BİR DİYANET OLMALIYIZ’
Dini Terimler Sözlüğü’ndeki “buluğ” kelimesinden yola çıkarak 9-12 yaşlar arasındaki küçük kız çocuklarıyla evlenilebileceği yorumları yapılarak Diyanet camiasına yönelik olumsuz haberler çıktığını hatırlatan Yılmaz, “Diyanet olarak çok paniğe kapılmamamız gerekiyor. ‘Buluğun, namaz vb. dini vecibeler için önem arz ettiğini söyleyip, dolayısıyla burada anlatılan budur’ diyebilirdik. Onun için konuşan ama konuştuğunda da ses getiren ve yenilenen bir Diyanet olmak zorundayız. Model alan değil, model olan bir Diyanet olmak durumundayız” dedi.
Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/istanbul-muftusunden-tarikat-cikisi/1267220
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


